** Zonguldak’ın Derinlerdeki Adaleti / Bir Mahkeme Kararı, Üç Ocak ve Bir Şehrin Geleceği! **

Zonguldak Adliyesi 4. İş Mahkemesi’nin 5 Mart 2026’da verdiği karar, yalnızca üç maden ocağının kaderini değil, Türkiye’nin tek taşkömürü havzasının geleceğini de yeniden şekillendirdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu müfettişlerinin Ocak 2026’da ortaya koyduğu kritik tespit acil durumlarda otomatik devreye girecek yedek enerji kaynağının (jeneratör ve tali fan) bulunmaması üzerine Karadon, Kozlu ve Üzülmez müesseselerinde üretim durdurulmuştu. Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) iptal davasında mahkeme, her ocağı kendi jeolojik, teknik ve operasyonel gerçekliği içinde ayrı ayrı inceledi; İTÜ akademisyenlerinden oluşan bilirkişi heyetlerinin titiz teknik raporlarını, müessese müdürlerinin somut beyanlarını ve Armutçuk’taki emsal kararı esas aldı. Sonuç son derece net ve adil: Üzülmez’de üretim devam edecek, Kozlu ve Karadon’da ise eksikler giderilene kadar faaliyetler askıya alındı.

Bu karar, madenciliğin kanunla, teknikle ve etikle kesiştiği o kritik noktada duruyor.Hayat her şeyden önce gelir; ancak işsizlik, göç ve ekonomik çöküş de ayrı bir faciadır. Hukuki temel, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Maden İşletmeleri Yönetmeliği’ne dayanıyor. Yeraltı ocaklarında elektrik kesintisinde havalandırma, su tahliyesi ve acil tahliyenin otomatik sürekliliğini zorunlu kılan bu hükümler, müfettiş raporlarıyla belgelenmiş bir ihmali işaret ediyordu. Bilirkişiler de bunu teyit etti. Fakat mahkeme, “her ocağın kendi risk profili”ni dikkate alarak zekice bir ayrım yaptı. Üzülmez’de müdürün beyanı ve Armutçuk emsaliyle, eksikliğin “hemen üretimi durdurmayı gerektirecek aciliyette olmadığı” ve kısa sürede giderilebileceği kanaatine vardı. Kozlu’da bilirkişi, jeneratörlerin otomatik değil manuel devreye girdiğini; Karadon’da ise alternatif nakil yollarının riski yeterince azaltamadığını tespit etti. Tutarsızlık yok; aksine, aynı kanunun aynı şirket için farklı ocaklarda farklı uygulanması, tam bir hukuki olgunluk örneği. Müfettişler görevini hakkıyla yaptı; mahkeme ise objektif bir çizgi çekti. Yanlış yapan, yıllardır bu otomatik yedek sistemleri kurmayan yönetimlerdir.

Peki sorumluluk nerede? İlk sırada TTK üst yönetimi ve geçmiş dönem karar alıcıları var. Kamu kaynağıyla işletilen ocaklarda bilinen bir mevzuat zorunluluğunu ertelemek, kabul edilemez bir ihmaldir. Müfettişler ve mahkeme ise üzerine düşeni yaptı. Ancak asıl büyük görev, merkezi hükümete düşüyor. TTK’nın kronikleşmiş teknik eksikliklerini giderebilmesi için devletin acilen özel bir bütçe ayırması şarttır. Bu bütçe, meselenin kökünden çözülmesini sağlayacak, modernizasyonu hızlandıracak ve Zonguldak’ın üretim kapasitesini güvenli bir zemine oturtacaktır. Ülke ekonomisi için stratejik önem taşıyan taşkömürü havzasının geleceği, bu iradeye bağlıdır. Hükümet, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek hem madencilerin ekmeğini koruyacak hem de Zonguldak’ın göç ve çaresizlik sarmalından kurtulmasına öncülük edecektir. Bu, siyasi bir tercih değil; ulusal bir zorunluluktur.

Sendika ve yerel siyasetin tepkisi haklıdır; fakat asıl çözüm, suçlamalarda değil, ortak akıldadır. Son tahlilde derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir. Artık birbirimizi suçlamak yerine kronikleşmiş sorunlara elbirliğiyle neşter vurmanın zamanı gelmiştir. Bu krizi bir fırsata çevirirken, kaostan düzene geçişin tüm aşamaları bütçe tahsisi, teknik iyileştirme, denetim ve eğitim elbirliğiyle uygulanmalıdır. Üzülmez’in üretime devam etmesi binlerce ailenin umudunu korurken, Kozlu ve Karadon’un geçici kapanışı devlete “artık gecikme yok” diye haykırmaktadır. Eksikler tamamlandığında üç ocak da yeniden çalışacak; tamamlanmazsa sadece kömür değil, bir şehrin geleceği de yerin dibinde kalacaktır.

Zonguldak’ın derinliklerinde yankılanan bu karar, hepimize aynı mesajı veriyor: Güvenlik tavizsizdir, ama umut da terk edilemez. Madencilik kimliktir, ekmektir, fakat önce hayattır. Şimdi sıra, sorumluluğu sahiplenip eksik bırakmayan ortak iradededir. Zonguldak’ın emeği sahipsiz değildir; yeter ki hep birlikte sahip çıkmasını bilelim.