POSTACI ALİ RIZA!
Şehirde kimseden yüz bulamayan Ali Rıza,
Dümeni babamın kardeşine kırmış!
Geçmişte ‘Ben Zonguldak’ın Aydın Doğan’ıyım’ diyen Ali Rıza,
Şimdi babamın kardeşine postacı olmuş!
Yazık…
Daha 3 gün önce benim için meteliksiz diyen adam,
Şimdi ev yaptırıyor diye yazıyor.
Bu ne yaman çelişki!
Biz babamın kardeşi ile adalet önünde hesaplaşacağız!
Öyle yalan ihbarlar,
İzinsiz çekilen fotoğraflar,
Hepsinin hukuk önünde hesabını verecek!
Ali Rıza’nın atına binen kim kazanmışki,
Babamın kardeşi kazansın!
Onun yaptığı yalanlar dolu mektuba annem bir cevap verdi.
Ben o cevabı yayınlayayım;
"Ben 74 yaşındayım, hayatımda hiç yalan konuşmadım;
Allah da bana yalancılığı nasip etmesin.
Beni yalancılıkla suçluyorsun ama
Sen Kayseri’ye sürülmedin mi?
TTK’nın kömürünü sattıkları için dört kişiyle birlikte sürüldüler. B
abasının mundar (ölü) ineğini satıp bütün Zonguldak’a yedirdi;
O mundar ineğin günahını Allah'a nasıl verecek?
Kardeşi, 'Annesinin ve babasının mezarını yaptır' diye
Mark olarak para bıraktı.
Üç sene söyleye söyleye,
En adi mozaikten bir mezar yaptırdı.
Madem karısıyla o kadar gurur duyuyordu,
Evine gelen üç çocuklu kadınla karısına nasıl yakalandı?
Ben 1968’de evlendim,
14 kişinin olduğu eve gelin geldim.
O zamanlar Turgut Bey bekârdı.
Eve zil zurna sarhoş geliyordu da görümcemle birlikte başına su döküp ayıltıyorduk.
Altı sene birlikte oturduk,
Sonra yakınına yanan evimizi yaptık .
Daha sonra da 'Bu evi bir an önce üzerinize alın' dedi.
Kayınvalidemle birlikte gidecektik, evi benim üzerime verecekti.
Turgut peşimize takıldı, ben de zannettim ki bize iyilik yapıyor.
Ertesi gün, 'Sizin gelmenize gerek yok, sen bana para ver, ben bu işi halledeceğim' dedi.
Meğerse evi benim üzerime yapacağı yerde müşterek yapmış, yani herkesi tapuya ortak etmiş.
Ta ki evim yanana kadar ben o evi kendi üzerime biliyordum.
Ona hakkımı asla helal etmiyorum.
Unutmasın ki hak yiyenin iki yakası bir araya gelmez.”
Böyle bir adama biz ne anlatacağız ki;
Ali Rıza ile çok iyi bir ikili olmuşlar
İkisininde ne olduğunu herkes biliyor!
Mahallemizin Mert Çocuğu Caner’in Ardından
Bazen kelimeler boğazda düğümlenir, kalem kağıda küser.
Caner Şehit...
Sokağımızın, dürüstlüğün ve mertliğin tam karşılığı olan kardeşimiz.
Ansızın elim kaza, sadece bir canı değil, hepimizin içinden koca bir parçayı kopardı aldı.
Ölüm gerçeği her zaman ağırdır ama genç bir bedene, hele ki Caner gibi içi içine sığmayan, hayat dolu birine hiç yakışmıyor.
Eğilip bükülmez, doğru bildiğinden şaşmazdı.
Şimdi o aşina olduğumuz sokaklardan geçerken gözlerimiz gayriihtiyari onu arayacak. Köşe başında karşılaşıp edeceğimiz iki kelamın, o içten selamının eksikliğini her gün hissedeceğiz.
Gidişin çok ani, çok erken ve çok haksız oldu be Caner. Ardında gözü yaşlı bir aile, boynu bükük dostlar bıraktın.
Bizler seni hep o gülen yüzünle, o mert ve dürüst halinle hatırlayacağız. Hikayen yarım kalmış gibi görünse de, bu mahallenin kalbinde bıraktığın o güzel izler hiç silinmeyecek.