** CHP’de Mutlak Butlan Kararı / Hukukun Kesiştiği Yerde Siyaset, Siyasetin Kesiştiği Yerde Türkiye’nin 2028 Haritası **
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 4-5 Kasım 2023 kurultayı için verdiği “mutlak butlan” kararı, kamuoyunda ilk bakışta bir parti içi kavgaymış gibi görünebilir. Oysa bu kararın ağırlığı, Türk hukuk sistemindeki “mutlak butlan” kavramının taşıdığı anlamdan geliyor. Mutlak butlan, bir işlemin yapıldığı anda yok hükmünde sayılması demek. Yani 4-5 Kasım 2023’ten bugüne Özgür Özel’in genel başkanlığında alınan tüm kararlar, MYK, PM, YDK atamaları, hatta parti adına imzalanan en basit sözleşmeler bile hukuken yok sayılıyor. Mahkeme tedbiren Özgür Özel ve ekibini görevden alıp, karar kesinleşene kadar Kemal Kılıçdaroğlu ve 2023 öncesi yönetimi göreve çağırdı. İki hafta içinde Yargıtay’a temyiz yolu açık. Yargıtay onarsa CHP’yi 2023 öncesi tabloya döndüren bir kurumsal sıfırlama yaşanacak, bozarsa Özgür Özel yönetimi kaldığı yerden devam edecek.
Bu teknik sonuç, siyasetin tam göbeğine düşüyor çünkü zamanlama tesadüf değil. Aynı dava dosyasıyla bağlantılı olarak Ekrem İmamoğlu da “kurultay şaibesi” iddialarında sanık konumunda. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi zaten yolsuzluk soruşturması nedeniyle askıda. Yani muhalefetin iki güçlü figürü aynı hukuki çerçevede sıkıştırılmış durumda. Kararın ardından YSK, il seçim kurulları ve Ankara Valiliği’ne yazı gitmesi, meselenin sadece CHP Genel Merkezi’ni değil, seçime hazırlık mekanizmasını da kilitleme potansiyeli taşıdığını gösteriyor. Bir parti, temsil yetkisi tartışmalı hale geldiğinde aday listesini nasıl verecek, grup yönetimini nasıl belirleyecek, banka işlemlerini nasıl yürütecek? Bu sorular cevapsız kaldığı her gün, CHP’nin örgütsel kapasitesi eriyor.
Hükümetin okuması burada devreye giriyor. Muhalefetin en güçlü kalesine yönelik bu hamle, enerjiyi sokaktan ve Meclis’ten alıp CHP Genel Merkezi’nin koridorlarına hapsediyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun altı ay sonra “arınma” videosuyla sahneye dönmesi ve 22 milletvekilinin bu mesaja açık destek vermesi, zeminin bir süredir işlendiğini gösteriyor. İktidar için ideal senaryo net: CHP’nin iki başlı, meşruiyeti tartışmalı bir yapıya dönüşmesi ve seçime “kayıt dışı” bir liderlikle gitmesi. Bu durumda muhalefet bloğu seçmenine “biz hazırız” mesajı veremez, ekonomik krizin ve adalet talebinin yarattığı fırsat penceresi kapanır.
Muhalefetin diğer bileşenleri de bunu görüyor. DEM Parti eş genel başkanları Özgür Özel’i arayıp dayanışma mesajı verirken, kararı “Barış ve Demokratik Toplum Sürecini gölgelemeye dönük bir adım” olarak tanımladı. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ise “Bizim gözümüzde butlan kararının kendisi mutlak butlandır” diyerek sürecin meşruiyetine itiraz etti. Bu tepkiler, CHP’deki depremin etkisinin CHP ile sınırlı kalmayacağını, 2024 yerel seçimlerinde kurulan muhalefet ittifakının dağılma riski taşıdığını ortaya koyuyor.
Peki süreç nereye evrilebilir? Hukuki olarak belirleyici olan Yargıtay. Siyasi olarak ise CHP’nin önünde üç yol var. Birincisi, Özgür Özel’in hukuki meşruiyet hattında kalarak süreci hızlandırması ve 45 gün içinde olağanüstü kurultaya gidip tartışmayı seçilmiş bir lidere taşıması. İkincisi, Kılıçdaroğlu’nun geçici yönetim görevini kabul edip partiyi seçime götürecek kurultayı organize etmesi. Üçüncüsü, iki tarafın geri adım atmaması ve CHP’nin fiilen iki genel başkanlı, iki genel merkezli bir yapıya sürüklenmesi. Üçüncü yol, partiyi sadece örgütsel değil, seçmen nezdinde de işlevsiz kılar.
Muhalefetin zafer denklemi burada şekilleniyor. Kaostan düzene geçişin formülü “huk + hız + birlik” üçgeninde saklı. Hukuk, Yargıtay süreci uzasa bile partinin dağılmadan durabilmesi demek. Hız, belirsizliği uzatmadan yeni bir kurultayla tartışmayı kapatma iradesi. Birlik ise İmamoğlu, Özgür Özel ve Kılıçdaroğlu’nun kameralar önünde görev paylaşımını netleştirip “parti benden büyüktür” mesajını vermesi. Bu üç adım atılırsa, muhalefet ekonomik krizin ve adalet talebinin yarattığı dalgayı yakalayabilir. Atılmazsa, her parti kendi göbeğini kesmeye çalışır ve iktidar sandığa en az hasarla gider.
Piyasalar da bu belirsizliğe ilk cevabını verdi. Kararın ardından BIST 100’de %5’e yakın, bankacılık endeksinde %8’e varan düşüş, siyasetteki her kırılmanın ekonomiye doğrudan yansıdığını gösterdi. Seçmen için mesele artık sadece CHP’nin iç meselesi değil. Çünkü bu karar, 2028’e giden yolun aktörlerini, ittifak düzenini ve muhalefetin “iktidar alternatifi” olma kapasitesini yeniden tanımlıyor.
İktidar muhalefeti hukuk koridorunda boğmayı deniyor. Muhalefetin cevabı ise ya eski kavgaların mezarlığına gömülmek ya da o mezarlığın üzerinden yeni bir kurucu irade inşa etmek olacak. Türkiye siyaseti tam da bu eşikte duruyor. Ve soru şu: CHP bu eşikten geçerken kendini yenileyebilecek mi, yoksa kendi ağırlığının altında mı kalacak?