* CHP’nin Kör Düğümü / Mahkeme Mi Çözecek, Sandık Mı? *
CHP’de işler öyle bir noktaya geldi ki, partinin genel başkanı kim sorusu artık delegelerden çok hakimlerin kaleminde. 38. Olağan Kurultay iptal edildi, edilmedi, karar kesinleşti, kesinleşmedi… Bir bakıyorsunuz Ankara 36. BAM “mutlak butlan” demiş, Kılıçdaroğlu’nu koltuğa oturtmuş. Bir bakıyorsunuz Ankara 42. Asliye’de dava ertelenmiş, reddedilmiş gibi yazılmış, sonra düzeltilmiş. İzleyen yoruldu, anlatana sabır dilenir hale geldi.
Aslında mesele baştan beri yanlış kapıya vurulmaktan ibaret. Siyasi partilerin büyük kurultayında yapılan seçimler, dernekler kanununa göre değil, 298 sayılı Seçim Kanunu’na göre yürür. Yani itirazın adresi YSK’dır, seçim kurullarıdır. Sen kalk, kurultayda genel başkanlık seçimine “mutlak butlan” diye asliye hukuk mahkemesinde dava aç. Mahkeme de “dur bakalım, ceza dosyası gelsin” diye yıllarca beklet. Bu arada parti ikiye bölünmüş, delegeler “ben kime oy verdim” şaşkınlığında. Feti Yıldız’ın dediği tam da bu: Asliye mahkemesi ancak kurultayın çağrısı, gündemi, mali ibrası gibi işlere bakar. Genel başkanlık seçimine karışırsan yetki aşımı olur. İstinaf eğer “kardeşim bu mahkemenin haddi değil” derse, bütün o mutlak butlan kararı kağıt üzerinde kalır, Özgür Özel yönetimi yoluna devam eder. Ama istinaf “yok ben esasa girerim” derse, iş Yargıtay’a kadar gider. O zamana kadar CHP’nin hukuken genel başkanı kimdir derseniz, cevap net: kesinleşmiş karar ne derse o. Fiilen yöneten kimdir derseniz, şu an imza atan, teşkilatı toplayan Özgür Özel.
Peki baştan kim hata yaptı? Davayı açanlar, “yetki itirazı gelir” ihtimalini göze alıp en riskli yolu seçti. Mahkeme, baştan “ben bu işe bakam” deyip dosyayı kapatabilirdi, yapmadı. Siyaset de 2023’te biten kurultayı meşruiyet tartışmasıyla diri tutup, normalleşmeyi erteledi. Sonra bir de 6 Nisan 2025’te olağanüstü kurultay yaptılar, o da aynı davanın içine gömüldü. Yani düğümü çözmek yerine üzerine bir düğüm daha attılar.
Şimdi soruyorsunuz, istinaf “yetkisizlik” verirse biter mi bu iş? Hukuken evet, biter. Mahkeme “ben yetkili değilim” deyince, verilen karar yok hükmüne düşer. Kurultayı tekrarlama gerekçesi de kalmaz. Ama siyaset mahkeme kararıyla kapanan bir defter değil. Eğer istinaf yetkisizlik verirse CHP’de kurultay davası hukuken kapanır, Özgür Özel yönetimi tescillenir. Bu durumda Kılıçdaroğlu cephesinin elinde “mahkeme kararı” diye göstereceği bir dayanak kalmaz.
Ama siyasetin kurnazlığı tam da burada başlar. Mahkeme kapıyı kilitleyince kavga bitmez, sadece kılıf değiştirir. “Bu bir operasyondu, adalet tecelli etmedi” söylemiyle parti içi muhalefet başka bir kanaldan beslenir. Tabanda “bize oynadılar” hissi diri tutulmaya çalışılır, delegeler arasında fısıltı gazetesi çalışır, medya üzerinden meşruiyet tartışması uzatılır. Yani kurultay davası biter ama iktidar mücadelesi başka bir başlığa taşınır.
Gerçek kapanış ancak delegeler bir sonraki seçimde sandığa gidip net bir tercih yapınca olur. O zamana kadar mahkemeden alamadığını sokaktan, medyadan, örgüt içinden almaya çalışan her hamle, CHP’yi yeniden belirsizliğin içine çeker. Çünkü siyasette son sözü hakim değil, sandık söyler.
Bir de işin seçim boyutu var. İktidar çıkıp “CHP dağılmış, ülke belirsizlikte kalamaz” deyip erken seçime giderse ne olur? Özgür Özel fiilen yönetiyorsa ve YSK onu muhatap alırsa CHP kampanyaya girer. Ama Kılıçdaroğlu cephesi “ben hukuki genel başkanım” diye ortalığı karıştırırsa, seçmene “biz bile kendimize karar veremiyoruz” görüntüsü verirsiniz. Bu da oyda düşüş demek. Kılıçdaroğlu cephesi için risk büyük, ama erken seçim CHP’yi sarsarsa “gördünüz mü, demiştik” diye geri dönme fırsatı doğar. İktidar için risk, muhalefeti mağdur edip oyunu büyütmek. Fayda ise en büyük rakibi dağınık yakalamak. Diğer partiler de hesaplarını buna göre yapar: belirsizlik uzarsa kendi tabanını sağlama alır, kısalırsa CHP’yle pazarlığa oturur.
Ez cümle: Türkiye’de bir partinin genel başkanı ne mahkeme koridorunda, ne de televizyon stüdyosunda belirlenir. Sandıkta belirlenir. Kesinleşmiş bir yargı kararı varsa ona uyarsınız, yoksa fiilen işi götüren kişiyle devam edersiniz. Gerisi lafazanlık. Ve eğer CHP bu düğümü sandığa taşımadan çözemezse, faturayı yine seçmen öder. Çünkü seçmen şunu sorar: “Siz önce kendi evinizi yönetin, sonra ülkeyi yönetmeye talip olun.”