BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ: AŞK, ALDATMA VE AHLAK TİYATROSU
Aslında magazinle ilgilenmem.
Lakin öyle vakalar vardır ki,
Magazin sularını aşıp doğrudan asayişin,
Hatta toplum ahlakının göbeğine oturur.
İşte bu olay da onlardan biri.
Öylesine iç içe geçmiş,
Öylesine karanlık ilişkiler ağı var ki,
Adına “aşk” demek safdillik,
“Yanlış anlaşılma” demek ise komiklik olur.
Bir evli kadın,
Bir telefoncu,
Ve Mısır’a kadar uzanan bir aldatma zinciri...
Fakat işin çarpıcı kısmı sadece ihanet değil.
Aynı zamanda kişisel verilerin ihlali,
Şantaj, gizli kayıtlar ve
Ekonomik sömürü ile örülmüş bir entrika yumağından bahsediyoruz.
Üstelik bütün bunları yapanlar,
Dönüp toplum önünde "namus" dersi verecek yüzü,
Kendilerinde bulabiliyorlar.
Hikâye sıradan bir gönül hikâyesi gibi başlıyor.
Evli bir kadın,
Hayatına giren telefoncuya kendini “masum” gösteriyor.
Telefoncuysa gönlünü kaptırmakla kalmıyor,
Geleceğini, itibarını ve tüm ekonomik kaynaklarını
Bu kadının ellerine bırakıyor.
Bir nevi gönüllü esaret.
Fakat kadın bu ilgiyi tek başına yemiyor.
Yani midede tek bir isim değil,
Çoklu bir sindirim sistemi var!
Zira kadın,
Bir yandan telefoncudan paraları alırken,
Diğer yandan "Benim yârim Jandarma’da çavuştur!"
Nidalarıyla gönlünü başka bir adama kaptırıyor.
Bu gönül, Mısır’a kadar uzanıyor.
Evet, yanlış duymadınız;
Telefoncu üçkâğıtçılık yaparak kadına para sağlıyor,
Kadınsa bu paraları Mısır’da sevgilisiyle yiyor.
Kadın, bir süre sonra eşinden boşanıyor.
“Aşkının kurbanı” olan telefoncuyu da
Tek celsede hayatından siliyor!
Ne geçmişe vefa var,
Ne de gelecek adına bir mahcubiyet.
Tüm bu olanlardan sonra ise soluğu İzmir’de alıyor.
Ama hikâye burada da bitmiyor.
İşin içine şantajla alınan paralar,
Gizli çekilen görüntüler ve daha nice rezillik giriyor.
Burada sorulması gereken soru şu:
Bu insanlar hangi yüzle toplumun karşısına geçip,
“Ahlak”, “sadakat”, “namus” gibi kavramların arkasına sığınıyor?
Bu olay,
Öyle bir yapboz ki,
Her parçası ayrı bir rezaletin ifşası.
Aralarındaki ilişki ağı adeta bir
“Bermuda Şeytan Üçgeni”
Gönüller batıyor,
Karakterler yok oluyor,
Değerler kayboluyor.
Ve geride sadece kırık hayatlar ve
Yalanlarla örülmüş bir perde kalıyor.
İronik olan şu:
Bu insanlar,
Kurdukları ilişkilerle kendi piramitlerini inşa etmişler.
Mısır’da gezdikleri piramitten daha karanlık,
Daha gizemli...
Bu gizemi çözmek de kamu vicdanının,
Gerçek gazeteciliğin ve sağduyunun işi.
Unutulmamalı ki;
Her devrin Firavunları vardır,
Ama her Firavun’un da mutlaka bir Musa’sı olur.
Gerçekler bir gün,
En derin ihanetleri bile gün yüzüne çıkarır.
Geriye sadece ibretlik bir hikâye kalır.
O da toplumun hafızasında uzun süre yer eder.