AKIN VAR AKIN OTOPARKA AKIN!
Siyasette bazı isimler vardır; devirleri çoktan kapanmıştır, sokakta esamileri okunmaz,
Ama kendi çıkarları söz konusu olduğunda bir yerlerden aniden zuhur ederler. Zonguldak siyasetinin "siyasi meftası" Harun Akın da tam olarak bu tanımın ete kemiğe bürünmüş hali olarak karşımızda duruyor.
Sayın Akın’ın şehrimize geliş amaçları, Zonguldak sokaklarında artık herkesin malumu.
Öyle memleketin derdiyle dertlenmek, bu kente bir çivi çakmak, taşı taş üstüne koymak için geldiğini sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.
Onun Zonguldak ziyareti son derece planlı bir rutine dayanıyor:
Belirli dönemlerde gel, o bilindik otopark hasılatını topla, parayı cebine koy, bu sırada şehri bir güzel karıştır, fitne ateşini yak...
Akşam olunca da Dedeman’da konakla ve işin bitince geldiğin gibi sessizce çek git!
Bu şehre, bu şehrin insanına, esnafına, gencine bir gram faydası olmuş mudur bu ziyaretlerin?
Tabi ki hayır…
Sadece seçim görünce ya da hasılat zamanı Zonguldak’ı hatırlayan Harun Akın, Geçtiğimiz günlerde Gazeteciler Cemiyeti’nde boy gösterip bir takım açıklamalarda bulunmuş.
Ne anlattı derseniz?
Kendi ikbali için basamak olarak kullandığı, vaktiyle sayesinde milletvekili koltuğuna oturduğu partisine ve o partinin bugünkü temsilcilerine fütursuzca sallamaktan başka bir şey yapmadı.
Hedefinde kimler var?
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Deniz Yavuzyılmaz ve Sayın Tahsin Erdem...
Vefa duygusunu çoktan rafa kaldırmış, sadece hasılat toplamaya odaklanmış bir ismin, bugün gönül rahatlığıyla kendi partisine ve partisinin öz evlatlarına atıp tutması, siyasi etikle ne kadar bağdaşır?
Tabii bu kurguyu tek başına işletmiyor.
Yanında Zonguldak temsilcisi sıfatıyla konumlandırdığı Ebru Uzun ile birlikte, akıllarınca Zonguldak siyasetini uzaktan kumandayla dizayn etmeye, partiyi kendi dar ve çıkarcı kalıplarına göre şekillendirmeye çalışıyorlar.
Sorsanız mangalda kül bırakmazlar, vitrinde "en hakiki CHP’li" onlardır!
Ancak perdenin arkasındaki gerçek çok daha karanlık.
Onlar parti için çalışmak yerine, ellerini ovuşturarak kapalı kapılar ardında bir "mutlak butlan" kararını dört gözle bekleyen, partinin tökezlemesinden medet uman bir zihniyetin temsilcileridir.
Zonguldak halkı ve CHP tabanı, bu ucuz siyaset mühendisliğini ve "turist siyasetçi" modelini artık yutmuyor.
Sadece hasılat zamanı şehri hatırlayanların, bu kentin siyasi kaderinde söz sahibi olma çabası beyhudedir.
Zonguldak; otopark parası toplamaya gelenleri değil, bu şehre gerçekten omuz verenleri, ter dökenleri bağrına basacaktır.
Siyasi meftalara duyurulur!
ÇİKO HASAN!
Zonguldak’ın kalbi Gazipaşa’da atar...
Ve o Gazipaşa’nın sadece bir cadde olmanın ötesinde bir ruhu, bir ayaklı hafızası vardır: Hasan Bostancı.
Çoğu kişi onu "Çiko Hasan" diye bilir.
Dışarıdan, uzaktan bakan biri onu sadece kendi halinde bir büfeci sanabilir.
Ama bilmezler ki; o mütevazı büfenin ardında, her gün o caddeden gelip geçen insan sayısından çok daha fazla kitap devirmiş, okumuş, memleket ve siyaset meselelerinde derin bir derya yatar.
O, bu kentin entelektüel damarlarından, sokağın nabzını en iyi tutan isimlerinden biridir.
Fakat gelin görün ki, bu kentin huzurunu dedikoduyla ve kargaşayla bozmaktan beslenen bir takım karanlık mahfillerde, geçtiğimiz günlerde Hasan Bostancı üzerinden akıl almaz bir senaryo yazıldı çizildi.
Neymiş efendim; Osman Zaimoğlu, Sayın Tahsin Erdem hakkında ileri geri konuşmuş da, bizim Çiko Hasan sinirlenip bıçak çekerek onu kovalamış! Hollywood aksiyon filmlerini aratmayan, ucuz ve tamamen kurgu bir senaryo...
İşin aslını astarını araştırdık, konuyu birinci ağızlardan dinledik.
Ortadaki gerçek şu: Ne bir bıçak çekme hadisesi var, ne Tahsin Erdem’e söylenmiş kem bir söz var!
Çıkan tartışmanın sebebi bambaşka bir isim.
Hepsi tamamen masa başında üretilmiş, suyu bulandırmak ve isimleri yıpratmak için kurgulanmış kocaman bir yalandan ibaret.
İşte tam da bu yüzden, basında veya sosyal medyada karşımıza çıkan, kulağımıza fısıldanan her şeye körü körüne inanmamamız gerektiği gerçeği bir kez daha tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Özellikle de şehri kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmeye çalışan, kalemini iftira, yalan ve algı için kullanan "operasyon çocuklarının" yazdıklarına hiç ama hiç itibar etmemek gerekiyor.
Onların derdi ne Zonguldak ne de gazetecilik; onların tek derdi puslu havayı sevmek.
Hasan Bostancı gibi bu kentin kendi halinde ama değerli isimlerini, asılsız iddialarla ve sokak kabadayısı iftiralarıyla yıpratmaya çalışmak kimsenin haddi değildir.
Zonguldak halkı artık kimin gerçekleri yazdığını, kimin operasyon çektiğini çok iyi ayırt ediyor.