KAMU KAYNAKLARIYLA KOLEJ İMKANI
Kdz. Ereğli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde yaşanan usulsüzlük iddiaları
Her geçen gün artıyor.
WhatsApp ihbar hattımıza ulaşan bazı veliler,
Cumhuriyet Ortaokulu’nda hatırlı kişilerin çocuklarına
Özel sınıflar açıldığını ve bu durumdan
Diğer öğrencilerin mağdur edildiğini aktardı.
Veliler, yaşadıkları mağduriyeti
İlçe Milli Eğitim Müdürü Harun Akgül’e iletmelerine rağmen
Herhangi bir adım atılmadığını belirtiyor.
Oysa ki eğitim,
Anayasa ile güvence altına alınmış en temel haklardan biridir.
Çocuklar arasında ayrımcılık yapılması,
Eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırmakta ve adaleti zedelemektedir.
Bir başka büyük skandal ise
Ereğli Doğa Koleji ile yaşandı.
Kolejin iflası gerekçe gösterilerek yüzlerce veli milyonlarca lira mağdur edildi.
Yüzlerce öğrenci de bir anda okulsuz kaldı.
Oysa Milli Eğitim Müdürlüğü zamanında gerekli denetimleri yapıp önlem alsaydı:
Ne yüzlerce veli bu şekilde dolandırılacak,
Ne de yüzlerce öğrenci eğitim hayatının en kritik döneminde mağdur edilecekti.
Şimdi ise mağduriyetlerin üstü örtülmeye çalışılıyor.
Öğrenciler farklı okullara yönlendiriliyor ama bu,
Onların yaşadığı kaybı telafi etmiyor.
Çocukların eğitim hakkı,
Yetkililerin ihmali nedeniyle ellerinden alınmış durumda.
Eğitim sisteminde yapılan her hata,
Sadece bugünü değil yarını da etkiler.
Çünkü kaybedilen yalnızca bir ders saati değil,
Bir çocuğun geleceğidir.
Bu nedenle yetkililerden beklentimiz,
Adaletli, şeffaf ve denetlenebilir bir eğitim sistemi kurmalarıdır.
Kdz. Ereğli’de yaşanan bu tablo,
Yalnızca yerel bir sorun değil.
Şimdi kamuoyunun ve yetkililerin önünde tek bir görev var,
Eğitimde adaleti sağlamak,
Çocuklarımızın geleceğini korumak.
Ama Harun Akgül kendi geleceğini korumakla meşgul!
MERDİVEN ALTI KREŞ!
Bahçelievler Mahallesi’nde apartmanların arasında açılan bir kreş var.
El kadar çocuklar,
Balkonların gölgesinde,
Olası bir kazanın tehlikesiyle iç içe büyümeye çalışıyor.
Yukarıdan bir saksı düşse,
Allah muhafaza,
Telafisi mümkün olmayan acılar yaşanacak.
Bu manzara, çağdaş eğitim anlayışına mı yoksa
“Merdiven altı eğitim” tabirine mi yakışıyor, karar sizin.
Eğitim gibi kutsal bir alanın
Böylesine hoyratça ticarete dökülmesi,
Toplum vicdanında derin yaralar açıyor.
İnsanlar gözünden sakındığı evlatlarını emanet ediyor
Ama karşılarında karşılaştıkları tablo “kreş” değil,
Daireden bozma bir apartman dairesi!
:Bir apartman dairesi kreş olabilir mi?
Balkonların altında oyun alanı olur mu?
Bu tabloya kim, nasıl, hangi vicdanla izin veriyor?
Çocuklarımız en kıymetlilerimiz…
Onlar için en iyisini,
En güvenlisini,
En niteliklisini talep etmek her anne babanın hakkı,
Her kamu yöneticisinin görevidir.
Öğrenciler için aylık on binlerce lira eğitim kurumları,
Sadece dört duvardan ibaret değildir;
Güvenlikten fiziki koşullara,
Pedagojiden sosyal donatılara kadar titizlikle denetlenmesi gereken yapılardır.
Oysa görünen o ki bazıları için mesele sadece
“Bir yer açmak” ve “kayıt almak.”
Çocukların can güvenliği,
Kaliteli eğitim alması ise ikinci planda kalıyor.
Bir kez daha soruyorum:
Evlatlarımızı apartman boşluklarına mı teslim edeceğiz,
Yoksa gerçekten hak ettikleri çağdaş eğitim yuvalarına mı?
Bu sorunun cevabı yalnızca Bahçelievler Mahallesi’nde yaşayan ailelerin değil,
Geleceğini çocuklarında gören herkesin meselesidir.
Çünkü apartman dairesinden bozma okul olmaz!
BİR ÖMRÜN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Hayat dediğimiz şey,
Bazen bir insana kaldıramayacağı kadar ağır yük yükler.
İşte dayım Osman Öztürk’ün ömrü tam da böyle geçti…
Daha çocuk yaşta sorumluluk aldı.
17’sinde evlendi, 18’inde baba oldu.
Gençliğini yaşamadan, omuzlarına ağır yükler yüklendi.
Erken yaşta babasını kaybetti,
Baba şefkatini doyasıya hissedemedi.
Bir sel felaketiyle varını yoğunu kaybetti,
Hayata sıfırdan başlamanın ne demek olduğunu en derinden yaşadı.
Ama en büyük acı, en derin yara, evlat acısıydı…
Bir insanın yüreğine sığmaz derler ya,
İşte o acıyı yaşadı.
Eşini ve kızını elim bir trafik kazasında toprağa verdi.
Yani ömrü, ardı ardına gelen kayıplarla, sabırla ve çileyle yoğruldu.
70 yaşına geldiğinde bile hâlâ çalışıyordu.
Belki de çalışmak, yaşadığı acıları unutturmanın tek yoluydu.
Ama kalbi,
Onca yükü, onca yaşanmışlığı daha fazla taşıyamadı.
Ve bir sabah, ani bir kalp kriziyle aramızdan ayrıldı.
Dayım Osman Öztürk’ün hayatı,
Bir ömrün ne kadar zorlu olabileceğinin sessiz bir çığlığıdır.
Onun hikâyesi, hayatta sabrın, direncin,
Mücadelenin ve en önemlisi de kaderin ne demek olduğunu anlatıyor.
Şimdi geriye sadece onun anıları,
Çile dolu ama onurlu yaşamı kaldı.
Bizler, onu dualarımızla yaşatacağız.
Allah mekanını cennet, makamını âli eylesin.
Acımızı paylaşan,
Cenazemize katılan,
Arayarak taziyelerini ileten,
Yanımızda olan tüm dostlarımıza yürekten teşekkür ediyoruz.