Ömer Selim Alan’ın başkanlık koltuğundaki henüz ilk günleriydi.
AK Parti’den o dönem milletvekili olan Hamdi Uçar'ın güdümünde olan Ali Rıza Tığ, en muhalif gazetelere taş çıkartırcasına eleştiriyordu Ömer Selim Alan’ı.
Ardından kendi tabiriyle 'makas değiştirdi'
Sert dille yapılan eleştiriler, yerini ılık esintilere bıraktı.
Bize gelince;
Ömer Selim Alan’a hiç iftira atmadık.
Özel hayatına dair hiçbir imada bulunmadık.
Yanlış icraatları olduğunu düşündüğümüz zaman eleştirdik.
Doğrusuna, doğru dedik.
Hala aynı yerdeyiz.
Bugün belediyecilik anlamında eleştirmemiz gerekirse eleştiririz.
Ömer Selim Alan ile masaya oturup kent adına sohbet edebilecek yüzümüz hep var.
Ne kancı dedik kendisine, ne zamcı.
Ne de özel hayatıyla ilgili çirkin imalarda bulunduk.
Bakınız sayın okur.
Pusula Gazetesi, çok büyük ekonomik sıkıntılarla boğuşmakta.
Gazetenin kapısına kilit vurdu.
Tek yayın organı internet sitesi.
Televizyonu elinden gitti, gazetesi elinden gitti.
Ali Rıza’ya kala kala milyonlarca lira borç kaldı.
Geçmişte Yasin Hamzaçebi ile çalışırken, Ali Rıza’ya sert yazılar yazan Batuhan Karamalak, son dönemde kasıtlı olarak bizim hakkımızda yalan üretmeye gayret ediyor.
Yağmur nerede yağarsa tarlasını oraya taşıyan Batuhan’a bu yazıları Ali Rıza’nın yazdırdığı zaten aşikar.
Söyleyince, alınıyor, bozuluyorlar.
Şimdi bizim Ömer Selim Alan ile konuşuyor olmamıza, 
Muammer Avcı ile görüşüyor olmamıza laf ediyor.
Bunların tek hücreli kafalarına bunu bir türlü sokamadık.
Bu şehir sizin tekelinizde değil!
Bu muhteşem ikili değişen şartlara göre;
Solcudur, sağcıdır, İslamcıdır, devrimcidir, faşisttir, komünisttir, şovenisttir. 
Onlar Hamdi Uçar ile oturabilir, ben Muammer Avcı ile kahvaltı yapamam onlara göre.
Onlar bu şehrin belediye başkanı ile konuşabilir, ben konuşamam.
Çünkü onların, kendilerini herkesten üstün gören egoları vardır.
Sokağa çıkamazlar, işinin düşmediğini aramazlar, dostluk kavramları yoktur.
Saldırganlığa tevessül edip sanki asıl “acınacak” durumda olan kendileri değilmiş gibi, bizleri “aşağılamaya” bile vardırıyorlar işi.
Kaybettikleri güçlerini, azalan etkilerini sindirebilmek için çabalıyorlar.
Milyonlarca lira vergi ve sigorta borcu varken, bizim borçlarımızı geveliyorlar.
Değişen Zonguldak şartlarını öyle ya da böyle kabul etmek zorunda kalacak, yaptıklarının bedelini de zamanı geldiğinde muhakkak ödeyecekler! 

ZAM FIRTINASI
15 Temmuz gecesi akaryakıt ürünlerine yapılan ÖTV zammının, iğneden ipliğe bir zam fırtınasına dönüşeceği şüphesiz.
Yapılan ÖTV zammının açıklanma zamanı manidar.
AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurumu Üyesi Metin Külünk zamanlamaya dikkat çekmişti.
"Akaryakıta yapılan ÖTV zammının 15 Temmuz gecesine, hem de sela okunmasının hemen ardına denk getirilmesi kirli bir operasyona benziyor.
Selalar okunurken ÖTV zammının ilan edilmesine kim veya kimler sebebiyet vermişse derhal görevden alınmalı.
Ayrıca bu zammın enflasyonu körükleyeceği gerçeğinin gözardı edilmesinin üzerinde de ayrı düşünmek gerekiyor."
Bu konuda sayın Külünk ile aynı fikirdeyim.
Milletin sırtına bu yük ağır gelebilir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1991 yılında yaptığı enflasyon hakkındaki konuşmasında şunları söylemişti.
“Enflasyon sadece pahalılık olayı da değildir. 
Ahlakı bozar, borcu olan borcunu ödemez, alacağı olan alacağını alamaz. 
Hırsızlıktan, soygundan, fuhuşa kadar hemen hemen bütün yolları açar. 
Toplumun içini bozan bir olaydır. 
Onun için batılılar, enflasyona bir numaralı halk düşmanı derler.”
Enflasyon milli güvenlik meselesine dönüşmeden, yeni ekonomi yönetiminin daha real tedbirler alması gerekmekte.