Zonguldak'ın İki Büyük Sorunu!

Bana sıkça soruyorlar:
"Bu şehrin onca devasa sorunu varken, köşende neden sürekli Ali Rıza’yı yazıyorsun?"
Cevabım çok net ve basit:
Çünkü bu şehrin bir numaralı sorunu Ali Rıza’nın ta kendisidir!
Şehrin ikinci büyük sorunu ise Kozlu’daki eski çöp döküm alanının yıllar sonra doğaya verdiği o korkunç tahribattır.
Yani anlayacağınız, bir yanda Ali Rıza gerçeği,
Diğer yanda çöp gerçeği var!
Yani bir yanda Ali Rıza
Diğer yanda çöp!
Biz Ali Rıza’nın zararlarından bahsedince,
Ali Rıza tarafından hedefe konuluyoruz.
Neden mi? Çünkü maskesini düşürüyoruz!
Gerçeği adından daha iyi bildiği halde, "dolgu alanını" utanmadan "döküm alanı" diye yazıyor.
Benim para karşılığında döküm yaptırdığım yalanına, iftirasına sarılıyor.
Bu zavallı yalana başvurmasının tek bir sebebi var:
Onu eleştirme cesareti göstermemiz.
Bugünlerde oklarını CHP Kozlu İlçe Başkanı Merve Arslan’a çevirmiş durumda. Ortada elle tutulur tek bir somut delil yok;
Haberlerin tamamı 'mış' ve 'muş' ekleriyle bezenmiş, mahalle dedikodusu seviyesinde!
Bunların nedeni,
Merve Arslan’ın Pusula’yı yalan haber yaptığı gerekçesiyle dava etmesi!
Aslında bu şehirde herkes Ali Rıza’nın ne olduğunu biliyor ve içten içe onu eleştiriyor.
Ancak o iftira makinesinden öylesine korkuyorlar ki, kimsenin gıkı çıkmıyor. Açıkça söylüyorum; CHP’nin en cesur yüreği, gencecik bir kadın olan Merve Arslan’dır!
Onda olan yürek, ne yazık ki koca koca adamlarda,
CHP’deki birçok isimde yok.
Bu şahsın çalışma prensibi çok basit:
Şehrin atanmışına iftira, seçilmişine iftira, çıkarlarına çomak sokan kim varsa iftira!
Daha dün, Belediye Başkanı Tahsin Erdem’i "gıda kolisi yerine temizlik malzemesi dağıtıyor" diye aklınca eleştirmeye kalktı.
Bugün ne oldu?
Tahsin Erdem’in tam 2000 haneye gıda yardımı yaptığı tokat gibi yüzüne çarptı! Şehrin 30 yıllık kangrene dönmüş halk otobüsü sorunu çözülüyor, bu sefer de çıkıp utanmadan "Araçlar neden satın alınmadı da kiralandı?" diye kulp takıyorlar.
Eğer Tahsin Erdem, belediyeye iş yapan bir firmayı arayıp "Ali Rıza’yı görün, ona destek verin" deseydi, inanın o manşetlerde "Tahsin Erdem Tarih Yazıyor" diye kahraman ilan edilirdi.
Veya Muammer Avcı, kamuya iş yapan bir müteahhidi Ali Rıza’nın kasasına yönlendirseydi, Avcı’ya düzülen methiyelerin haddi hesabı olmazdı.
İşin özeti budur: Musluk akıyorsa kahramansın, musluk kesilirse düşman!
Bir gün uyanıyor kendini şehrin valisi sanıyor, ertesi gün uyanıyor başsavcı rolüne bürünüyor!
Gerçekleri yüzüne haykıranları ise köşesinden tehdit etmeye kalkıyor.
Ama devran dönüyor.
Artık herkes bu kirli tezgâhın farkında.
Şehirde bir dip dalgası başladı.
Ali Rıza’nın iftiralarından korkanların sayısı her geçen gün eriyor; çünkü bütün Zonguldak, onun o makyajı dökülmüş gerçek yüzünü gördü.
Senin o arsanı eve çevirip, bahçesinde "salata okşadığın" yerin nasıl, hangi imkanlarla yapıldığını biz çok iyi biliyoruz.
Duyduğuma göre arsanın gerçek sahibiyle de aranız bozulmuş;
Artık o okşadığın salatalar da sana eski tadı vermiyormuş, öyle mi?
Bir de Ali Rıza’nın ipiyle kuyuya inen, onun güdümüyle bize iftira atan bir "hostes" vakası var.
Aslında ciddiye alınıp muhatap kabul edilecek bir karakter bile değil.
Aklınca benim Tahsin Erdem’in başkan olmasıyla hayatımın değiştiğini,
Bu işten fırsat sağladığımı gevelemiş.
Bak hostes!
Ben bu hayatta kimseden tek bir kuruş haksız menfaat sağlamadım.
Ama senin tatillere giderken kimlerden para dilendiğini,
Kimlere mesajlar attığını sağır sultan bile duydu!
Yarın bir gün o mesajların elden ele dolaştığında yüzün nasıl kızaracak,
İçine düştüğün o utançla sokağa nasıl çıkacaksın, hep birlikte göreceğiz!