NASIL BU HALE GELDİK?
Bizler bu şehirde, birilerinin kendi küçük hesapları uğruna yaptığı ayak oyunlarını, sığ dedikoduları ve köşelerinden saçtıkları kin tohumlarını konuşurken; ülkece kan donduran bir gerçeğin soğuk duvarına tosladık.
Son iki günde iki çocuk, ellerinde silahlarla okullarında katliam yaptı. Yaşamını yitiren öğretmenlerimiz, yaralanan gencecik öğrencilerimiz oldu. Yüreğimiz yandı, içimiz kavruldu… Biz bu karanlık noktaya nasıl geldik?
El kadar çocuklar bir gecede gözü kara birer katile dönüşmüyor elbette. Bu, dünden bugüne olan bir şey değil; ilmek ilmek işlenen bir toplumsal zehirlenmenin acı bir sonucudur.
Her akşam televizyon ekranlarını işgal eden dizilere bir bakın. Birbirini vuran, kan döken, racon kesen sözde "ağır abiler", mafya bozuntusu karakterler izleyiciye kahraman gibi sunuluyor. İşledikleri ağır suçlara rağmen cezaevlerinde krallar gibi karşılanıyor, kısa bir süre yattıktan sonra da kahraman edasıyla dışarı salınıyorlar. Ekran başındaki körpe beyinler, kimlik arayışındaki çocuklar ve gençler bu sahte kabadayılara özeniyor; şiddeti bir güç gösterisi, silahı ise bir statü sembolü sanıyor. Onlar gibi konuşuyor, onlar gibi davranıyor ve en nihayetinde onlar gibi tetiğe basıyorlar!
İşin daha da vahim, sosyolojik olarak alarm veren bir boyutu var. Eskiden suç, kenar mahallelerin veya eğitimsizliğin bir sonucu olarak görülürdü. Şimdi karşımızdaki tabloya bakıyoruz; okulu kana bulayan o çocuğun babası sıradan biri değil, üst düzey bir bürokrat! Daha geçtiğimiz günlerde, bir valinin çocuğu cinayet şüphesiyle gözaltına alınıyor; işin ucu babaya dokunuyor, vali olan baba da gözaltına alınıyor.
Demek ki sorun sadece parasızlık veya cehalet değil; çok daha derin bir ahlaki çöküşle karşı karşıyayız. Makamlar, mevkiler ve cüzdanların kabarıklığı, çocuklara iyi bir insan olma erdemini vermeye yetmiyor.
Hepimiz, ama istisnasız hepimiz çocuk yetiştirirken şapkamızı önümüze koymalıyız. Evlatlarımıza sadece maddi imkanlar sunmakla ebeveyn olunmuyor. Onları her türlü haramdan, kibirden, haksız güçten ve şiddet kültüründen uzak tutmak en büyük sorumluluğumuzdur. Evine haram lokma giren, gücünü zorbalıktan alan yapıların yetiştirdiği çocuklar, bugün sokaklara ve okullara namlu olarak dönüyor.
Hal böyleyken; bu şehirde sadece magazin kovalayan, insanlara iftira ve nefret tohumları saçan ahlaksızlar, bu devasa sosyolojik çöküşü görmezden geliyorlar. Onlar kendi sığ sularında çırpınıp toplumu meşgul ederken, körükledikleri bu seviyesizlik asıl toplumsal çürümeye hizmet ediyor.
Bu gidişata acilen bir "dur" demeliyiz. Önce ekranlardaki bu şiddet güzellemesini, sonra kendi içimizdeki ahlaki erozyonu durdurmalıyız. Yoksa o namlunun ucunda yarın hepimiz olacağız.