DAHA ÇOK HAİN ARARLAR!
Zonguldak’ta İl Genel Meclisi seçimlerinin yankıları bir türlü dinmek bilmiyor. Sular durulmadı.
Özellikle iptal edilen oyların gölgesinde başlayan tartışmalar, son günlerde yerini siyasi vefasızlık ve liyakat krizine bıraktı.
Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan iki istifa, mevcut siyasi yozlaşmanın en net fotoğrafını önümüze koydu.
Kim bu isimler?
Biri Necdet Karaveli’nin akrabası Kenan Karaveli, diğeri ise Abdullah Karagüzel’in akrabası Nedim Bekar.
Bu iki isim, kendilerini o makama taşıyan partilerinden istifa ettiler etmesine ama, iş İl Genel Meclisi üyeliğinden ayrılmaya gelince birden duraksadılar.
Neden mi?
Çünkü meclis üyeliğinin sunduğu imkanlar ve alınan maaşlar belli ki çok "tatlı" geliyor.
Seni o koltuğa taşıyan, sana o siyasi kimliği veren partini bir kalemde sileceksin; ama o partinin oylarıyla oturduğun, o partinin seçmeni sayesinde kazandığın koltuktan kalkmayacaksın!
Bu zihniyetteki isimlerin ne uğruna istifa ettikleri partilerine ne de Zonguldak İl Genel Meclisi'ne zerre kadar faydası dokunmaz.
Onların tek davası, kendi şahsi çıkarlarıdır.
İğneyi bu isimlere batırırken, çuvaldızı da bu sistemi kuranlara batırmak zorundayız.
Suç sadece o koltuğa yapışanlarda değil.
Bu tablo, meclis üyeleri belirlenirken liyakatin, donanımın ve vizyonun nasıl hiçe sayıldığının en acı kanıtıdır.
Hangi parti olursa olsun, listelere yazılacak isimler için asgari bir kriter olmak zorundadır.
İki satır yazı yazmayı beceremeyen, kentin sorunlarından bihaber isimlerin Zonguldak’ın kaderini belirleyecek bir mecliste ne işi var?
Akrabalık bağlarının, liyakatin önüne geçtiği bir sistemden Zonguldak'a ne hayır gelir?
İşte tam bu noktada oklar tek bir ismi, bu işin asıl sorumlusunu gösteriyor:
CHP Zonguldak İl Başkanı Devrim Dural!
Bugün mecliste yaşanan bu temsil krizinin, altı boş istifaların ve parti içi çalkantıların baş sorumlusu bizzat kendisidir.
Görünen o ki Sayın Dural’ın aklı fikri yerel yönetimlerde, Zonguldak’ın dertlerinde veya güçlü bir meclis grubu kurmakta değil.
Onun ufku, bir sonraki seçimde "nasıl milletvekili olurum" hayalleriyle sınırlı.
Yerel yönetim dinamiklerinden bu kadar kopuk, sadece kendi siyasi kariyerine ve Ankara'ya odaklanmış bir aklın,
Zonguldak'ta doğru kadroları kurması zaten beklenemezdi.
CHP Zonguldak teşkilatı bu kafayla, bu liyakatsiz kadrolaşma ve ahbap-çavuş ilişkisiyle devam ederse, kendi içinde daha çok "hain" arar, daha çok hayal kırıklığı yaşar.
Umut edelim ki İl Başkanı Devrim Dural, milletvekilliği hayallerine kısa bir mola verip Zonguldak'ın gerçeklerine döner ve bu yaşananlardan gereken dersi çıkartır.
CAMDAN EVİ OLANLAR BAŞKASININ EVİNE TAŞ ATMASIN
İnsan hafızası tuhaf bir mekanizma; bazen en karanlık, en yüz kızartıcı anılarını bir çırpıda siliyor da, başkalarına ahlak bekçiliği yaparken aslan kesiliyor. Şehrimizde son günlerde yaşanan trajikomik olaylar, tam da bu türden bir hafıza kaybının, daha doğrusu yüzsüzlüğün ete kemiğe bürünmüş halini sergiliyor.
Bahsettiğimiz figür, hepimizin yakından tanıdığı, kalemini iftira ve yalanla besleyen malum "operasyon çocuğu".
Hani şu bir zamanlar eşini kendi elleriyle hastaneye, "doktor sevgilisinin" yanına bırakıp, mesai bitiminde de hiçbir şey olmamış gibi gidip alan geniş yürekli şahıs! Görünen o ki geçmişin o utanç dolu sayfalarını zihninden silmiş.
Şimdilerde ise eşinin çalıştığı devlet kurumunun kapısına, üstelik her taraf güvenlik kamerası kaynarken, bir taksi şoförünü "hafiye" olarak yerleştirip eşini adım adım takip ettiriyormuş.
Hayırdır?
Musluk mu kesiliyor, menfaatler mi tehlikede, yoksa kontrol tamamen elden mi çıkıyor?
Zamanında "paylaşmayı" epey sevdiğini bildiğimiz bu zihniyetin, birdenbire paranoyak bir kıskançlığa bürünmesinin ardında yatan asıl korku nedir, orası meçhul.
Aslında eşini takip ettirmesi, o hastane kapılarında yaşananlar gibi tamamen kendi ailevi trajedisidir; bizi zerre ilgilendirmez.
Ancak mesele, bu şahsın kendi bataklığından çıkıp etrafa çamur sıçratmaya kalktığı an başlıyor.
Kendi "haber" ağının ne kadar zayıf, toplumdaki inandırıcılığının ise koca bir sıfır olduğunu idrak etmiş olacak ki; bu aralar rotayı bana çevirmiş durumda.
Kapıma, tıpkı kendi meşrebine uygun, üç kuruşluk çıkarı için her türlü rezilliği yapabilecek kiralık röntgenciler dikip gizli videolar çektirmesi yetmiyor; bir de utanmadan her gün köşesinde şahsımı hedef alan hezeyanlar karalıyor.
Hakkımda yazdığı haberlerin baştan aşağı yalan ve iftiradan ibaret olduğunu kendisi de çok iyi biliyor.
Ama zaten gerçeği yazmak dürüst gazetecilerin işidir; bile bile iftira atmak, kapı aralarından gizli çekimler yaptırmak ise ancak bir "operasyon çocuğunun" vizyonuna sığar.
Benim kapıma röntgenci dikerek elde ettiği tek şey, kendi acizliğinin ve zavallılığının resmi belgesidir.
Havalar ısınıyor, yaz kapıda.
Buradan o hafiye taksici arkadaşa da bir amme hizmeti yapıp tüyo verelim: Tatilde de mesaiye hazır ol!
Kendi ininden çıkmaya cesareti olmayan bu şahıs, yakında seni İnkumu, Bartın ve Amasra sahillerine de yollayabilir.
Gerçi o güzergahlar takip ettiği kişi için hiç de yabancı sayılmaz; oralarda kaybolmaz, o sahiller onun "bildik, tanıdık" mekanlarıdır ama sen yine de tedbiri elden bırakma!
Bu şahsa son ve en net tavsiyemi ise atalarımızın o meşhur sözüyle vereyim. Belki o karanlık zihninde bir yer bulur da, elindeki taşı fırlatmadan önce iki kere düşünür:
"Camdan evi olan, başkasının evine taş atmamalıdır."