BALIK BAŞTAN KOKAR!

Zonguldak’ta "gazeteciyim" dediğinizde, karşınızdakinin gayriihtiyari bir adım geri çekildiğini hissetmek, içimi sızlatıyor. Ne yazık ki acı ve inkar edilemez bir gerçekle karşı karşıyayız: Kentin büyük çoğunluğu artık gazetecilere güvenmiyor ve mesleğimizin itibarı bu şehirde ayaklar altında çiğneniyor.
Nasıl güvenilsin ki? Tabloya şöyle bir uzaktan baktığımızda gördüklerimiz, kalemini onuruyla tutanların yüzünü kızartacak cinsten. Şantajdan hüküm giyenler, çete dosyalarında yargılananlar, uyuşturucu batağına saplananlar ve dolandırıcılar... Geçmişte "gazetecilik" zırhına bürünüp yanında çalışanları taciz eden, sonra da bu şehirden kaçıp giden şahısların bu sokaklarda itibar görerek gezdiği günleri unutmadık. Hatta eşi ile sevgilisinin sokak ortasında kavgaya tutuştuğu, trajikomik figürlere dönüşmüş sözde gazeteciler bile var. Mesleğini layıkıyla, namusuyla yapan, ilkelerinden taviz vermeyen dürüst arkadaşlarımızı tenzih ediyorum elbette; onlara lafımız yok. Ancak kurunun yanında yaş da yanıyor, mesleğin onuru bu kirli bataklıkta her geçen gün biraz daha boğuluyor.
Fakat asıl vahim olan, bu çürümenin sokakla sınırlı kalmaması. Atalarımız boşuna "Balık baştan kokar" dememiş. Şehre, mesleğe yön vermesi ve gazetecinin hakkını, itibarını koruması beklenen Gazeteciler Cemiyeti Başkanı profiline baktığımızda, halktaki bu derin güvensizliğin temel nedenini çok daha net anlıyoruz.
Sadece kâğıt üzerinde var olan, bu şehirde esnafın, vatandaşın adını bile duymadığı sözde gazete... Ve bu hayalet gazeteler üzerinden kurumlardan tahsil edilen binlerce liralık abonelik paraları! Bunun adı açıkça sistemli bir haksız kazanç, düpedüz bir dolandırıcılık değil de nedir?
Üstelik karanlık tablo bununla da sınırlı kalmıyor. SGK üzerinden yapıldığı konuşulan usulsüzlük iddiaları bir yanda, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) tarafından kiralanan binanın üçüncü kişilere hangi şartlarda, ne karşılığında ve kime pazarlandığı muamması diğer yanda. Bütün bu şaibeler ve iddialar ortadayken, meslek örgütünün başındaki ismin böylesine tartışmalı olduğu bir şehirde, vatandaşın gazeteciye güvenmemesi normal değil mi?
Bu şehir, bu meslek ve bu halk böylesine bir yozlaşmayı hak etmiyor. Kalemin gücünü şahsi menfaatleri ve karanlık işleri için değil, kamu yararı için kullananların sesinin daha gür çıkması gereken günlerdeyiz. Unutulmamalıdır ki; güvenin olmadığı yerde sözün, itibarın olmadığı yerde basının hiçbir hükmü kalmaz.