ALLAH DÜŞMANIN NAMUSLUSUNU VE ŞEREFLİSİNİ VERSİN!


Bu söz; insanın haksızlık karşısında hissettiği bir çaresizlikten değil,
Tam aksine karşısındakilerin düştüğü o acınası ve ahlaki çöküntüyü özetlemek için söylenmiş en haklı isyanlardan biridir.
Zira karşımızda onuruyla, belgesiyle, hakkıyla duran bir muhatap yok;
Sürekli yalan üreten, tahrikten beslenen ve her attığı iftira anında çürüyen bir şer ittifakı var.
Bugün Zonguldak’ta sahnelenen bu ucuz tiyatronun başrolünde kimler var, bir bakalım.
Konunun asıl azmettiricisi belli: Ali Rıza Tığ.
Peki ya sahadaki tetikçi?
Maalesef kan bağıyla "babamın kardeşi" sıfatını taşıyan, ancak bu kumpasta sadece bir "kameraman", bir maşa, bir piyon olmaktan öteye gidemeyen şahıs. Haklılık payı zerre kadar olmayanlar, adaletin kapısını çalmak yerine iftira tezgahında yalan dokumayı tercih ediyorlar.
Oynanan oyunun ne kadar tehlikeli ve şuursuzca kurgulandığını görmek için ürettikleri yalanlara bakmak yeterli.
Yasal ve denetime tabi olan "dolgu alanına" ısrarla "döküm alanı" diyerek sadece şahsımı değil, bu şehrin dürüst yöneticilerini ve kurumlarını da zan altında bırakmaya çalışıyorlar.
Önce Zonguldak Belediye Başkanı Sayın Tahsin Erdem’i hedef aldılar.
Tutmadı.
Ardından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nü, en sonunda da bu şehrin Valisini yalanlarına alet etmeye, töhmet altında bırakmaya kalktılar.
Bu şehrin Valisi, Belediye Başkanı, kurum müdürleri sizin uydurduğunuz hezeyanların yalan olduğunu, o bölgede yasadışı bir işlem olmasının mümkün dahi olamayacağını bilmiyor mu sanıyorsunuz?
Söz konusu alan, sırf bu iftira haberleri yüzünden her gün denetleniyor ve her seferinde her şeyin yasaya uygun olduğu tescilleniyor.
Orada yasal olmayan, ahlaka sığmayan tek bir şey var:
Babamın kardeşinin bitmek bilmeyen röntgenciliği!
Peki, bu kudurmazlığın, bu akıl tutulmasının asıl sebebi ne?
Her yolu deneyip de bir türlü başarılı olamayan bu güruhun asıl karın ağrısını açıklayayım.
Annemin yanan evinin yerine, dişimle tırnağımla kendi emeğimle yeni bir ev yapmam, babamın kardeşini kelimenin tam anlamıyla delirtti.
Neden mi? Çünkü zamanında annemden "tapuyu üzerine yapacağım" yalanıyla para koparan, sonrasında da gizlice gidip müşterek tapu çıkartarak kendi kanına ihanet eden bir zihniyetten dürüstlük beklenemez.
Bu hazımsızlığın, bu kıskançlık krizinin altında yatan tek gerçek budur.
Şimdi dönüp bakıyorum karşımdaki bu kumpas cephesine...
Biri zamanında çeteye yardım ve yataklık etmekten yargı önüne çıkmış;
Diğeri ise işlediği yüz kızartıcı bir suç yüzünden çalıştığı kurumu apar topar değiştirmek zorunda kalmış.
Sicilleri ve geçmişleri bu kadar karanlık olanların, bugün aydınlığı, doğruyu ve hakkı temsil ediyormuş gibi poz kesmeleri trajikomiktir.
Ama artık söz bitti.
Bugünden itibaren süreci bizzat yargıya taşıdım ve gerekli suç duyurularında bulundum.
Madem babamın kardeşi ve onun akıl hocaları kendilerini bu kadar haklı görüyorlar, buyursunlar adliyenin kapısı orada.
Yargı yoluna gitmiyorlar, gidemiyorlar;
Çünkü ellerinde Ali Rıza Tığ ile birlikte ürettikleri yalanlardan başka tek bir argüman yok.
Kimse Türk yargısından daha büyük değildir.
Onlar yalan bataklığında çırpınmaya, iftira üretmeye devam etsinler.
Biz, şerefimizi ve hakkımızı yüce Türk adaletinin önünde savunacak,
Bu iftira çarkının hesabını hukukla soracağız.