YANSITMA/GERÇEKLER ACIDIR

YANSITMA
Bugün 15 Temmuz... O karanlık gecenin, milletin sinesinde aydınlığa dönüştüğü ve hainlere geçit verilmediği destanın üzerinden tam 10 yıl geçti.
Ancak ne yazık ki, zaman bazı yaraları sararken, bazı maskelerin de el değiştirmesine sahne oluyor. Geçmişin karanlık günlerinde Zonguldak’ta FETÖ'nün borazanlığını yapan, o kirli yapılardan beslenen gazeteci kılıklı zatlar, bugün bukalemun misali renk değiştirmiş durumdalar. Dün hainlerle, kumpasçı polislerle ve asker üniforması giymiş teröristlerle kol kola yürüyenler,
Belediye başkanlarının kasetlerine ulaşıp santimine göre para alanlar, bugün en ön safta "vatanseverlik" rolü kesiyorlar. Fakat bu şehrin hafızası diridir; onların vatansever değil, "parasever" olduğunu bütün Zonguldak çok iyi biliyor.
Bu ikiyüzlülüğün en son ve en çirkin örneğini, 15 Temmuz'un 10. yıl dönümünde yaşıyoruz. İçişleri Bakanlığı’nın kamu kurumları için yayımladığı genelge doğrultusunda, belediye binasına Cumhurbaşkanımızın fotoğrafının asılması üzerinden akıl almaz bir karalama kampanyası yürütülüyor. İradelerini ve zihinlerini bağımlısı oldukları zehirli maddelere teslim etmiş, iplerini başkalarının tuttuğu bazı zavallılar, bu durumu "kayyum korkusu" gibi hezeyanları haberlerine taşıyorlar.
Bu güruhta vicdan kırıntısı olmadığını zaten biliyorduk, ancak idrak yeteneklerini de tamamen kaybettiklerini şimdi daha net görüyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz ki; o fotoğraf asılmasaydı, cüzdanları ile vicdanları arasına sıkışmış bu menfaat şebekesi bu kez de "Neden asmadınız?" diye feryat edecekti.
Psikoloji biliminde "yansıtma" (projeksiyon) adı verilen bir savunma mekanizması vardır. Kişi, kendi içinde barındırdığı ancak yüzleşmekten korktuğu çürümüşlüğü, eksiklikleri ve kirli duyguları karşısındakine atfederek psikolojik bir rahatlama sağlar. Kıskançlık veya öfke krizleri yaşarken, "Aslında sen beni kıskanıyorsun" diyerek topu taca atma çabasıdır bu. Hele ki Narsistik Kişilik Bozukluğu gibi durumlarda bu savunma, çok daha yoğun ve manipülatif bir silaha dönüşür.
İşte Zonguldak'taki bu güruhun bugün Tahsin Erdem'e saldırmasının altında yatan temel psikoloji de tam olarak budur. Geçmiş dönemlerde belediye bütçesini fütursuzca hortumlayan, bugün ise hortumları kesildiği için ne yapacağını şaşıran bu narsistler ve onların avaneleri, şimdi kalkmış karşı tarafı narsist olmakla suçluyorlar. Kendi narsisizm bataklıklarını görmezden gelip başkalarına çamur atmak, düştükleri hastalıklı ruh halinin en acı kanıtıdır.
Sözün özü, Mevlânâ'nın o meşhur deyişi tam da bu günler için, tam da bu isimler için söylenmiştir:
"Bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye!"
Adamlık vasfından fersah fersah uzak olanların sözünün, bu şehirde artık hiçbir hükmü yoktur.

GERÇEKLER ACIDIR
Ali Rıza, belli ki avukatımın yargı nezdinde art arda yaptığı suç duyurularından epey rahatsız olmuş!
Onun kendi zihninde kurduğu hayal dünyasında düzen tam olarak şöyle işliyor:
Kendisi köşesinden istediği kişiye pervasızca saldıracak, dilediği gibi iftira atacak, ancak karşısında hiç kimse sesini çıkarmayacak...
Herkes boyun eğip onun bu kibrine boyun eğecek.
Yok öyle yağma!
Bu şehirde kalemini bir şantaj aracı, köşesini ise bir derebeylik sananların devri kapandı.
Attığın her iftiranın, haksız yere karaladığın her ismin hesabını yargı önünde tek tek vereceksin.
Adliyenin o adil koridorlarında, hukukun üstünlüğüyle sonuna kadar hesaplaşacağız.
Köşeye sıkıştığında başvurduğu taktikler ise hiç değişmiyor: Sindirme ve hadsizlik. Bugün kalkmış, adaletin savunucusu olan Zonguldak Barosu’na aba altından sopa göstermeye kalkıyor. Hızını alamayıp devlete, devletin kurumlarına ve temsilcilerine parmak sallıyor.
Valiyi tehdit et...
Kaymakamı tehdit et...
Hakkını savunan avukatı tehdit et...
Bu pervasızlığın ve kontrolsüz öfkenin ardında yatan asıl hezeyanı biz çok iyi biliyoruz. Ali Rıza artık kaçtığı o acı gerçekle, o büyük yüzleşmeyle baş başa kalmak zorunda:
Zonguldak’ın sahibi sen değilsin!
Dahası, bu şehrin sokaklarında, Zonguldak halkının vicdanında zerre kadar güvenilirliğin ve itibarın kalmadı.
Yarattığını sandığın o sahte "korku imparatorluğu", bugün hukukun sağlam duvarlarına çarpıp paramparça oluyor.
Gerçeklerin, er ya da geç ortaya çıkmak ve iftiracıları kendi yalanlarında boğmak gibi güzel bir huyu vardır. Ve o gün geldiğinde, adaletin tokadı hiçbir iftiraya geçit vermeyecek!