VURGUNU YAPAN KİM OLURSA OLSUN HESAP SORULMALI
Gazetecilik, kamuoyunun vicdanı, gözü ve kulağı olmak demektir. Bizler yeri geldiğinde haksızlığa uğrayan tek bir vatandaş için sütunlarımızı seferber eder, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunan manşetler atarız. Ancak toplumun hakkını koruması gereken o kalemler, bizzat kamu kurumlarını ve vatandaşı zarara uğratan tezgahların merkezinde yer alıyorsa, orada durup mesleğimizin onurunu sorgulamamız gerekir.
Geçtiğimiz günlerde Düzce’den gelen haberler, basın camiası adına hem utanç verici hem de ibretlikti. Düzce Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Hakan Çakır ve beraberindeki 8 kişi, sahte stajyer soruşturması kapsamında tutuklandı. Meslek lisesi öğrencilerinin verilerini usulsüz kullanarak kamuyu milyonlarca lira zarara uğratmakla suçlanıyorlar. 72 mağdur öğrenci ve devasa bir SGK primi vurgunu… Bu olay bize tek bir şeyi net olarak gösterdi: "Cemiyet Başkanı" unvanı, kimseye hukukun üstünde bir zırh sağlamıyor. Devlet, "beyaz yakalı" ya da "basın yakalı" fark etmeksizin yolsuzluğun üzerine kararlılıkla gidiyor.
Şimdi gözler haklı olarak Zonguldak'a çevrilmiş durumda. Çünkü Düzce'deki tablonun bir benzeri, hatta çok daha organize olduğu iddia edilen bir versiyonu kendi şehrimizde yargı aşamasında.
Başrolde yine gazetecileri temsil etme iddiasındaki bir isim var: Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Derya Akbıyık ve Doğru Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi Yıldırım Yılmaz.
Dosyadaki iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Yaklaşık 1.5 yıl boyunca 52 kişi gazetede sigortalı gibi gösteriliyor. Bu insanlardan SGK primleri adı altında paralar tıkır tıkır tahsil ediliyor ancak devlete, yani Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kasasına tek kuruş yatırılmıyor.
Bu durum, ne basit bir muhasebe hatasıdır ne de ticari bir krizle açıklanabilir. İddialar doğruysa ortada vatandaşın güvenini ve devletin sistemini kullanan organize bir "naylon sigorta" tezgahı var demektir.
SGK müfettişlerinin bu işin peşini bırakmaması ve sigortalı gösterilen mağdurlarla tek tek yüz yüze görüşmesi sonucunda oklar doğrudan Akbıyık ve Yılmaz’a döndü. Müfettiş raporlarıyla ortaya konan 1 Milyon 700 Bin TL’lik devasa kamu zararı, bugün yargının masasında. Toplamda 4 kişinin yargılandığı bu davanın sonucu, sadece hukuki bir karar değil; aynı zamanda Zonguldak basınının mesleki ahlak sınavı olacak.
Mesleğin onurunu korumak, sadece yalan habere karşı durmakla olmaz; o mesleğin itibarını şahsi hesaplarına ve akçeli işlerine meze edenlere karşı durmakla olur.
Düzce'de adaletin kestiği parmak acımadı. Hakan Çakır örneği tüm çıplaklığıyla ortadayken, Zonguldak'taki davanın nasıl sonuçlanacağı, bu işi namusuyla yapan tüm gazetecilerin ve hakkı gasp edilen vatandaşların en büyük merak konusu.
Bekleyip göreceğiz; adaletin terazisi Zonguldak'ta nasıl tartacak? Ve o gün geldiğinde, mesleğin üzerine düşen bu ağır gölgeyle o cemiyet koltuklarında nasıl oturmaya devam edilecek?