SUSKUN SİYASET, ÇÖKEN ŞEHİR

SUSKUN SİYASET, ÇÖKEN ŞEHİR

Türkiye’nin gündemi ağır. Ekonomi yangın yeri. Enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik… Elbette böylesi bir tabloda yerel meseleler ikinci planda görülebilir. Bu yönde düşünenlere sözümüz yok.

Ama kimse kusura bakmasın; Zonguldak ve ilçeleri de güllük gülistanlık değil.

Bir zamanlar “emeğin başkenti” diye anılan bu şehir, bugün yoksulluk ve yoksunluğun başkenti olma yolunda hızla ilerliyor. Emekli ağırlıklı nüfus yapısı alarm veriyor. Gençler bavulunu toplamış gidiyor. Göç artık istisna değil, kural haline gelmiş durumda. Köylüyü dinliyorsunuz; “Yakında mezar kazacak genç bulamayacağız” diyor. Abartı değil, acı bir gerçek.

Ekonomide hâlâ birkaç büyük kurumun sırtına yaslanmış bir şehirden söz ediyoruz. Başta Erdemir olmak üzere bazı kuruluşlar bölgeyi ayakta tutmaya çalışıyor. Özel sektör zaten can çekişiyor. Sanayi deseniz sınırlı, yatırım deseniz cılız.

Tarım mı?

Tarım yok denecek halde. Kendi ürettikleriyle ayakta kalabilen nadir yerleşim yerlerinden biri olan Zonguldak, bugün sebze-meyvede bile zincir marketlere mahkûm edilmiş durumda. Tarlalar boş, üretici küskün, maliyetler bel büküyor. Tarımsal kalkınma lafı dahi edilmez olmuş.

Her ilçenin ayrı bir derdi var. Birine dokunuyorsunuz, bin ah işitiyorsunuz.

Peki bütün bu sorunlar ortadayken kim konuşacak?

Kim kamuoyunu bilgilendirecek?

Kim halkın sesi olacak?

Elbette siyasi partilerin il ve ilçe başkanları.

Onların görevi seçimden seçime boy göstermek değil; bu şehrin nabzını tutmak, yanlışları haykırmak, çözüm için baskı oluşturmak. İl başkanları ve ilçe başkanları çıkıp konuşmalı. Halkı aydınlatmalı. Sorumluluk almalı.

Alıyorlar mı?

Allah var… Muhalefet cephesinde sadece Devrim Dural’ı düzenli şekilde konuşurken görüyoruz. Aralıklarla da olsa sorunları gündeme taşıyor, halkın tepkisini dillendirmeye çalışıyor.

İktidar kanadında ise Mustafa Çağlayan hem hükümet icraatlarını savunuyor hem de ana muhalefetin eleştirilerine hızlı yanıt veriyor.

Peki ya diğerleri?

İl merkezinde, ilçelerde… Nerede bu başkanlar?

Sokağa çıkın, vatandaşa sorun: “Falanca partinin il başkanı kim?” Büyük çoğunluk cevap veremez. Çünkü tanımıyorlar. Çünkü ortada yoklar.

Bir kısmı siyaseti Facebook paylaşımcılığı sanıyor. Bir kısmı akrabalarıyla fotoğraf çektirmeyi, aynı partiden mevkidaşlarını ziyaret etmeyi “faaliyet” zannediyor. Oysa siyaset; eş dost gezmek değil, risk almaktır. Tepki göstermektir. Bedel ödemeyi göze almaktır.

Zonguldak’ın bu hâli karşısında suskun kalan her siyasetçi sorumludur.

Yarın seçim sath-ı mahalline girildiğinde bu isimler kapı kapı dolaşacak. El sıkacak. “Halkımızla bir aradayız” pozları verecek. Oy isteyecekler.

Emin olun yapacaklar bunu.

Ama bu kez işler düşündükleri kadar kolay olmayabilir.

Çünkü artık insanlar yoksulluğu yaşıyor. Göçü yaşıyor. İşsizliği yaşıyor. Tarımın çöküşünü, esnafın çaresizliğini, emeklinin perişanlığını birebir hissediyor.

Ve unutmayın:

Halk, susanı da not eder. Konuşmayanı da. Sadece seçim zamanı hatırlayanı da.

Bu şehir sahipsiz değil.

Ama sahipsiz gibi yönetilmeyi de daha fazla kaldıracak gücü kalmadı.