“Sokma akıllı” diye güzel bir deyimimiz var…
Aklını kullanmayan, başkasının aklıyla hareket eden, aklını kiraya verenler için söylenen.
Bu atasözünün, “El atına binen tez iner, sokma akıl yedi adım gider” diye de versiyonu var.
Başkalarının aklıyla ve kulağına fısıldadığı suflelerle hareket edenler için kullanılan.
Geçmişte izlediğimiz filmi tekrar çevirmeye kalkanlar var.
Yönetmeni aynı, oyuncu kadrosu değişik!
Kömürlükte basılanların filmini, 30 bin TL’ye bitiren, şeref yoksunları, kafasındaki boynuzlardan kapıdan sığamazken, bize oyun kurmaya çalışıyor.
Buyurun efendim topunuzla tüfeğinizle gelin!
Şimdi bunların yeni çevirdiği dolabı anlatayım, siz de görün siyasetin nasıl ayağa düştüğünü!
Malumunuz biz Ereğli merkezli bir Televizyon kanalıyız.
Seçim dönemi, AK Parti Ereğli ilçe başkanı bizi arayarak, enformasyon anlamında iş birliği yapmak istediğini söyledi.
Biz fiyatımızı söyledik, arkadaşlar fazla buldu.
Reklam anlaşması yapılmadı.
Buraya kadar her şey normal.
Sonuçta bu reklamın da, haber desteğinin de bir fiyatı var.
Hiçbir yayın organı da bu hizmeti bedavaya vermez.
Sonrasında bir yaşlı çift çıktı, ‘AK Parti Ereğli İlçe Başkanı İbrahim Sezer bizi dolandırdı’ dedi.
Haber yaptık.
FETÖ’den yargılananlarla ortaklık yapmasını eleştirdik.
2019 yerel seçimlerinde Halil Posbıyık’a verdiği desteği sorduk!
Beyimiz kızdı!
Saffet Bozkurt’un, seçim döneminde CHP’li adaya okulda açılış yaptıran bürokrata neden sahip çıktığını sorduğumuz için bize kızıyorlar.
Eleştirilmeye tahammülleri yok!
Beyfendileri eleştiriyoruz, cevap hakkı veriyoruz telefonları açmıyorlar!
Çünkü konuşacak özgüvenleri yok!
Şimdi İbrahim Sezer, bizim kendisine şantaj yaptığımız gerekçesiyle suç duyurusunda bulunacakmış.
Telefonu hoparlördeymiş, yanındaki, dalkavukları da şahit olacakmış!
Koca ilçe başkanı olan adamın çapını görüyor musunuz?
‘Sokma akıl’ ile hareket eden İbrahim Sezer’e bir çift sözümüz olacak tabi.
Bu kumpası bana daha önce kurmaya çalışanlar oldu.
Ama zeka seviyesi en düşük kumpas girişimi İbrahim Sezer’den geldi.
Nejdet Tıskaoğlu, Erdoğan Erdem, İbrahim Sezer
Hepiniz vız gelir, tırıs gidersiniz!
İbrahim bey, böyle mahkemelerde iftira atmaya kalkacağınıza, Ereğli İlçe Başkanlığının web sitesini güncelleyin.
Zira başkan hala Saffet Bozkurt gözüküyor!
Ben para alacak bir adam olsaydım.
Zamanında Ömer Selim Alan tarafından, teklif edilen parayı alıp, Mustafa Çağlayan’a iftira atardım!
İl Başkanınıza sorun, beni size anlatsın!
ELÇİN HANIM CHP’Lİ BELEDİYEYİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEK Mİ?
CHP’li Belediyenin Avukatlığını yaparken, AK Parti’den milletvekili seçilen Saffet Bozkurt, hukuk bürosunun tabelalarını değiştirerek, işleri Elçin Yılmaz’a devretti.
Elçin Yılmaz, 2011 seçimlerinde Amerika’dan gelerek, Zonguldak’tan AK Parti’nin 4. Sıra adayı olan Hüseyin Yılmaz’ın yakını.
Eşi FETÖ soruşturması kapsamında ceza aldı.
Sonra Elçin hanım eşinden boşandı.
Hakimlik Savcılık sınavına girdi, yazılı sınavları geçtiği halde mülakat aşamasında elendi.
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Avukatlara yürütülen FETÖ soruşturması kapsamında, emniyet tarafından ifadesi alındı, ardından serbest bırakıldı.
Yıllardır Saffet Bozkurt ile yakın ilişkileri var.
Uzun süre birlikte çalıştılar.
Şimdi Saffet Beyin Hukuk Bürosunu, Elçin hanım devraldı.
Bizim merak ettiğimiz konu şu.
AK Parti Ereğli ilçe başkanı olduğu dönemde, CHP’li Kandilli Belediyesinin Avukatlığını yapan Saffet Bozkurt, müvekkilleriyle beraber mi hukuk bürosunu Elçin Yılmaz’a devretti?
TÜBİTAK’IN RAPORU ÇOK TOZ KALDIRIR!
Yıllarca Ereğli’de dağa taşa, yola kaldırıma serilen Cürufun zararlı madde olduğunu söyleyen çevrecilere ses olduk.
Çevreciyim diye gezinen Halil Posbıyık’ın sesi çıkmazken biz konuştuk.
ERDEMİR’in içinde cüruf ayrıştırma tesisi kurdular.
CED raporu olmadan bu tesis kurulamaz dedik.
Sonra çıktı şirketin sahibi ‘bize şantaj yapıyorlar, biz çok mağdur, çevreci bir firmayız’ dedi.
‘Cüruf çok masum bir şey’ dedi.
Utanmasa, ekmeğin arasına koyup yenilebilir diyecekti.
Şimdi ise TÜBİTAK çıktı, Cüruf zararlı dedi.
İşin en garibi ne biliyor musun?
Rüzgar olduğunu düşünen bir gazeteci, cüruf firmasının sahibine danışmanlık yaptığını söylüyordu.
Parayı alıyor, bizi basın konseyine şikayet ediyordu.
Ne için?
Cürufun zararlı olduğunu söylediğimiz için!
Diğer gazetecilere finansman sağlayıp, Çevre katliamı yapan firmayı şirin göstermeye çalışıyordu.
Cürufu eleştiren gazetecilerin ofisine gidip, yazmaması için para teklifi yapan kadroda yer alıyordu.
Şimdi işler tersine döndü.
Aldıkları para kesilince, hep bir ağızdan koro şeklinde cüruf cüruf demeye başladılar.
Birden rüzgar dindi!
Aslında o gazetecinin kaldırdığı toz rüzgardan değil, sermayenin üflemesindendi.
Sen basın konseyine dilekçe yazmaya devam et.
Sermaye sahipleri senin bir üfürükten ibaret olduğunu geç de olsa anlamış!