Muhalefet Birliği olarak da kabul edilen Altılı Masa’nın kurmayları birbiri ardına ortak mutabakat metinleri imzalayıp durdular.
Zaman geçtikçe sabır çekmeye alışan vatandaş 3 Mart günü duyacaklarını duydu.
*
Ne yalan söyleyeyim; İYİ Parti cephesinde yaşananlar beni hiç şaşırtmadı.
Nedense aklımda son anda Akşener’in Akşener olduğunu hatırlatacak hamleleri olacağına dair düşünceler uyanıyordu.
Aylarca da bu düşüncemi kaleme aldım.
Yanılmadığıma sevinmem; öyle bir yapım yok.
Haklı çıkmayı da onur olarak görmem.
*
Masa’nın ilk günlerinde; “Ben Cumhurbaşkanı adayı olmayacağım; Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı olacağım.”, diyen bir Meral Akşener vardı.
“Asla bu masadan ayrılıp milletime ihanet etmeyeceğim”, diye ekleyen bir Akşener.
Kendisi “başbakan olmak istediğini” söylerken, aynı masada oturan Kemal Kılıçdaroğlu ve onun dışındaki diğer dört genel başkan hiç ses etmemişlerdi, diye hatırlıyorum.
Bugün Meral Hanım çıkmış, masanın notere döndürülemeyeceğini söyleyebiliyor.
Akşener’den; “Hangi noter başbakanlığı size verdi?”, sorusunun yanıtını istemeyecekler mi bir gün?
Dahası, aynı masa; “Adayım Akşener olmalı.”, deseydi ekseriyetle, Kılıçdaroğlu bunu kabul ederdi.
Her CHP’li de ederdi.
*
Diyelim ki Akşener Kılıçdaroğlu ile bu seçimi kazanamayacaklarına inandı.
Ona göre cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş olmalı.
Buna da eyvallah.
Peki sormazlar mı, bunun için “rest” demeyi bir yıl sonra mı akıl edebildin, diye?
3 Mart’a kadar neredeydin; son ana kadar beklenir mi, demezler mi?
*
Akşener’in partisi 2018’de, TBMM’de grubu bulunmadığı için genel seçime giremiyordu.
Doğru zamanda doğru hamleyi Kılıçdaroğlu yaptı; 15 milletvekilini geçici süreliğine İYİ Parti’ye gönderdi.
Bugün İYİ Partili her milletvekili, maaş adı altında devletin parasını yiyorsa, bunu beğenmedikleri Kılıçdaroğlu’na borçlu değil mi?
*
İYİ Parti yola iyi çıktı.
Son zamana kadar da iyi geldi.
Ancak Türk seçmeni anladı ki “iyi” olmadan önce “vefalı” olmak gerekirdi.
*
3 Mart günü yaşananlardan sonra muhalif seçmen de ikiye ayrıldı.
Bir kısmı Kılıçdaroğlu ile seçimi kazanmanın zor olacağını ifade ediyor.
Haksızlar, diyemeyiz; hele Ekmeleddin İhsanoğlu örneğindeki “zorlama adayla iş olmaz” gerçeği karşımızdayken.
Evet, oyun büyük bir oyun.
Stratejik hamleleri en iyi şekilde ve en iyi zamanlama ile yapmak gerekiyor.
İtiraz edemeyiz.
Ancak önemli olan kimin gideceği iken, gidenin yerine kimin geleceğini düşünecek zaman mıdır bu zaman; bunun da tartışılması gerekir. 
*
Kanaatim odur ki Akşener, zamanlama olarak yanlışlığa düşerek siyasi intihara niyetlenmiştir.
Diğer yandan, bir parti genel başkanının, bir başka partinin mensubu olan belediye başkanlarına adaylık çağrısı yapması siyaseten etik de değildir doğru da değildir.
Masayı dağıttıktan sonra Akşener’e yakışan ya kendisinin adaylığını açıklaması ya da Twitter şovmeni milletvekilleri arasından bir cumhurbaşkanı adayı yaratmasıdır.
*

Birçok defa ifade ettim; Recep Tayyip Erdoğan seçim uzmanı. Kendisine karşı bir sandık zaferi elde etmek öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değil.
Bu seçim döneminde Erdoğan’ı zayıf düşüren en temel unsur, ortağıdır. Kılıçdaroğlu’nun en zayıf halkasının da büyük ortağı olduğu aşikar hale gelmiştir.
Görünen odur ki iki ittifaka da seçim kaybettirecek gerekçe, ortakların ortaya koydukları ve seçmenin dikkatinden kaçmayacak olan söylem, duruş ve tutarsızlıklar olacak.
*
Diğer yandan şöyle de düşünülebilir; yol yakınken ayrılıkta bir keramet vardır. Bu ittifak seçimi kazansa ve yaşanan tartışmalar o zaman çıksa, maazallah ülke felakete sürüklenirdi. Dimyat’a pirince giderken evdeki her şeyden olurduk; sadece bulgurdan değil.