Ortadoğu’da Yeni Satranç / Kim Kimi Satıyor, Kim Kiminle Yürüyor*

* Ortadoğu’da Yeni Satranç / Kim Kimi Satıyor, Kim Kiminle Yürüyor*

Masada 14 madde duruyor ama aslında herkes tek bir sorunun cevabını arıyor: Amerika artık kiminle yürümek istiyor? İsrail Bürgenstock’u bombalarla dağıtınca Washington’a şunu haykırdı: “Beni terk mi ediyorsun?” Çünkü bu anlaşmanın satır aralarında yazmayan ama herkesin gördüğü bir cümle var: ABD, İsrail’e “vazgeçilmez değilsin” demeye başladı.

Trump’ın hesabı hem basit hem de acımasız. Amerika’nın iki büyük derdi var: Enflasyon ve Çin. Hürmüz kapanınca petrol 120 dolara fırlıyor, marketteki yumurta 3 dolar oluyor, seçmen öfkeleniyor. İran’la savaş uzarsa 2 trilyon dolar daha yanacak, asker tabutları gelecek, Çin de Tayvan’da ellerini ovuşturacak. Bu yüzden Trump petrolü 80 doların altına çekmek, Hürmüz’ü açmak, İran’ı nükleerden vazgeçirip ekonomik sisteme sokarak Çin’in kucağından çekip almak istiyor. Yani bu anlaşma İsrail’in güvenliği için değil, Amerikan cüzdanı ve küresel rekabet için yapıldı. İsrail de tam bu yüzden çıldırıyor. Çünkü 75 yıldır ilk kez ABD “İsrail’in güvenliği eşittir benim güvenliğim” denklemini bozdu. Yerine “benim çıkarım eşittir benim güvenliğim” yazdı.

Peki Türkiye bu denklemin neresinde? Resmî ağızlar söylemez ama saha söylüyor. İslamabad Mutabakatı’nın gizli mimarlarından biri Ankara. Erdoğan’ın yıllar önce söylediği “BOP’un eş başkanıyım” sözünü hatırla. BOP öldü mü? Hayır, kabuk değiştirdi. Eski BOP “parçala, yönet” diyordu. Yeni BOP “dengele, yönet” diyor. ABD artık Ortadoğu’yu tek jandarmayla, yani İsrail’le tutamayacağını anladı. Maliyeti çok yüksek, meşruiyeti sıfır. Onun yerine Türkiye, İran, Suud ve Mısır’ı birbirine dengeletip kendisi hakem olmak istiyor. Türkiye’ye biçtiği rol de belli: Sünni dünyanın dengeleyici gücü, NATO’nun Müslüman yüzü, enerji koridorlarının bekçisi. Bu anlaşma Türkiye’nin kırmızı çizgilerini koruyor mu? Koruyor. Petrol ucuzlayınca cari açık düşer. Lübnan durulunca yeni göç dalgası gelmez. İran rahatlayınca PJAK’ı masaya getirir. Suriye’de Şii milisler çekilirse Türkiye’nin harekât alanı açılır. Yani mutabakat Ankara’nın menfaatleriyle yüzde yetmiş örtüşüyor. İsrail’in asıl öfkesi de bu. Çünkü İsrail, ABD-Türkiye yakınlaşmasını “bana alternatif çıkarıyorsun” diye okuyor. Yıllarca “bölgedeki tek demokratik müttefik benim” diye sattığı hikâye, Türkiye sahaya dönünce çöküyor.

İsrail’in amacı net: Hizbullah’ı Litani’nin kuzeyine sürmek, lider kadrosunu öldürmek, roket stokunu yok etmek. İran’ı yaptırımla çökertmek, Lübnan’ın güneyini insansızlaştırıp tampon bölge yapmak, ABD’yi de “ya ben ya İran” ikilemine sokmak. Lübnan bu yüzden ölüm kalım meselesi. Hizbullah orada durdukça Tel Aviv’de sirenler susmuyor, kuzeydeki 100 bin İsrailli evine dönemiyor. Anlaşma Hizbullah’a nefes aldırıyor, İsrail de o nefesi kesmek için bombalıyor. Anlaşma uygulanırsa İran halkı, Lübnan halkı, küresel ekonomi ve Türkiye kazanır. İsrail’in güvenlik bürokrasisi ve Körfez’deki şahinler kaybeder. Uygulanmazsa Netanyahu’nun siyasi ömrü ve silah lobisi kazanır, geriye kalan herkes kaybeder.

Suriye meselesi de bu işin otoyolu. Tahran-Beyrut hattı kesilmezse İsrail’in tüm vur-kaçları boşa gidiyor. Türkiye o hatta takoz koymak istiyor ama İran’la savaşarak değil, anlaşarak. Açılım meselesi de buraya bağlanıyor. ABD, YPG’yi İran’a karşı kart olarak tutuyordu. İran’la barışırsa o karta ihtiyacı kalmaz. Türkiye de içeride PKK’yı çözersem ABD’ye “Bak, YPG’ye gerek yok. Bölgeyi ben tutarım” diyecek. Yani Apo açılımı, Ortadoğu satrancında ileri sürülen bir piyon. İran rahatlarsa PJAK’ı verir, sıkışırsa rest çeker. Ankara zamanlamayı ona göre ayarlıyor.

Peki bundan sonra ne olur? Trump iki şeyi göze alamaz: İsrail yüzünden savaşa girip seçimi kaybetmeyi ve İran’ı tamamen kaybedip Çin’e itmeyi. Bu yüzden İsrail’e sert çıkmayacak ama dizginleyecek. Kongre’den silah musluğunu kısacak, BM’de veto etmeyerek mesaj verecek, kapalı kapılar ardında “dur” diyecek. İsrail ise ABD’yi savaşa çekmek için provokasyonu tırmandıracak. Lübnan’da yeni bir kriz arıyor. ABD’nin tepkisi “kontrollü azar” olacak: Kamuoyu önünde kınar, kapalı kapıda frenler.

Reel politikte duyguya yer yok. ABD için İsrail artık ideolojik bir aşk değil, stratejik bir maliyet. Türkiye için bu bir fırsat, İran için bir nefes, İsrail içinse beka sorunu. BOP bitmedi, sadece kılık değiştirdi. Dünün “eş başkanı” bugün masanın kurucu ortağı olmak istiyor. İsrail bunu gördüğü için öfkeden deliriyor. Önümüzdeki 60 gün kimin kimi satacağını, kimin kiminle yürüyeceğini gösterecek. Masada anlaşma var, sahada füze var. Hangisi kazanırsa Ortadoğu’nun 50 yılı yazılacak. Ve bu kez kalemi sadece Washington tutmuyor. Ankara da, Tahran da, Tel Aviv de aynı kaleme uzanıyor. Kimin bileği bükülürse, haritayı o çizecek.