*Kayyım Gölgesinde CHP / Özgür Özel’in Köprüden Önceki Son Çıkışı ve Dağılan Taşlar*
CHP’de bıçak kemiğe dayandı, iş mahkeme kapısına geldi dayandı. Bülent Tezcan’ın “kurultay toplamazlarsa mahkemeye gider, çağrı heyeti isteriz” lafı var ya, işte o laf boşuna edilmedi. Bu düpedüz köprüden önceki son çıkışta gaza basmak. Çünkü Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu koltuğa iade edildi, şimdi de “Yargıtay bitmeden kurultay yok” diye diretiyor. Özgür Özel’in cebinde ise 900’ü aşkın delege imzası var, Parti Meclisi’nde de çoğunluk bizde diyor. Tıkandı mı? Tıkandı. Siyasi Partiler Yasası’na bakıyorsun, delegenin beşte biri imza verdi mi yönetim 45 gün içinde sandığı kurmak zorunda. Kurmazsan ne olur? Mahkeme girer devreye. Der ki “partinin amacı gerçekleşmiyor”, üç kişilik beş kişilik bir çağrı heyeti atar. Görevi belli: Kurultayı topla, seçimi yap, mührü teslim et, çekil git.
Kayyım sözünü kimse sevmiyor, o yüzden adı çağrı heyeti. Ama İstanbul’da Gürsel Tekin’e ne dediler? Kayyım. Mahkeme il yönetimini düşürdü, Tekin’i atadı. Tekin de çıktı “biz kayyım değiliz, çağrı heyetiyiz” dedi ama milletin diline kayyım diye düştü bir kere. Hukuken çağrı heyeti, siyaseten kayyım. İşte Özgür Özel’in hamlesi tam olarak bu. Kayyım gölgesini kullanarak haklılık kazanmaya çalışıyor. Mantık basit: “Beni yargı gönderdi, delegem arkamda, beni sandıktan kaçırıyorlar.” Mahkeme çağrı heyeti atarsa, o heyetin toplayacağı kurultaydan meşru genel başkan olarak çıkacak. Öykü tamamlanacak.
Peki mahkemeye gidilirse tablo ne olur? Yargıç imzaları gerçek bulursa, Kılıçdaroğlu yönetimine “görevi savsaklıyorsun” diyecek ve heyeti atayacak. O saniye CHP Genel Merkezi’nin anahtarı, bilgisayarı, antetli kâğıdı heyetin eline geçer. Kılıçdaroğlu fiilen düşer ama siyaseten ölmez. “Seçilmiş genel başkanı atanmışlar devirdi” diyecek, mağduriyeti ilmek ilmek örecek. 45 gün sonra kurultay toplanır. Özel kazanırsa eski yönetim silinir. Kayyım yani çağrı heyeti gelirse CHP’de çift başlılık resmileşir. Bir tarafta mahkemenin atadığı heyet, diğer tarafta “ben hâlâ genel başkanım” diyen Kılıçdaroğlu. Belediye başkanları şaşırır, il başkanları ikiye bölünür, basın açıklamaları koşut evrende yapılır gibi olur.
Ya mahkeme “Yargıtay’ı bekleyin” deyip başvuruyu geri çevirirse? O zaman Kılıçdaroğlu koltuğu çelik halatla bağlar. Özel’in 900 imzası çerçeveletip duvara asmalık kâğıda döner. Parti aylarca kilitlenir, karar alamaz, milletvekili ayrılıkları, grup toplantısında boş koltuklar konuşulur. İki durumda da yitiren CHP’nin kendisi. Çünkü seçmen çekişme izlemekten bıktı, ekmek derdinde.
İşin bir de sonrası var. Kayyım atanır, CHP karışır, Özgür Özel ve ekibi genel merkezden dışlanırsa ne yapacak? Yeni parti kurmak aylar sürer, tüzük yaz, büyük kongre yap, örgüt kur, hazine desteği yok, Meclis’te grup yok. Vakit yok. DEM Parti? Cumhur İttifakı’nın başlattığı yeni çözüm süreci masadayken CHP tabanı oraya akmaz, “AK Parti ile masaya oturanla işimiz olmaz” tepkisi ağır basar. Zafer Partisi? Meclis’te grubu yok, hazine desteği yok, ağırlık odağı olamaz, gelen vekili koyacak yer bulamaz. Geriye gerçek siyasette tek bir kapı kalıyor: İYİ Parti. Meclis’te grubu var, kürsüsü var, hazine desteği var. Gelen vekil boşa düşmüyor. Üstelik ussal akıl bunu söylüyor. CHP’den kopacak laik-ulusçu, Atatürkçü damarla İYİ Parti’nin merkez sağ tabanı buluşursa ne olur? Ulusçu cephe dediğin şey ete kemiğe bürünür. CHP’nin alamadığı ulusçu oyla İYİ Parti’nin erişemediği büyükşehir oyu aynı sandıkta buluşur. Güç birliği patlaması buradan çıkar. Özel ile Dervişoğlu aynı kareye girerse, “yerli ve ulusal muhalefet” diye yeni bir öykü yazılır. Olasılık mı? Evet. Yol yordam mı? Bal gibi.
Daha beteri var. CHP kayyımla boğuşurken hükümet bir gece ansızın erken seçim derse ne olur? CHP iki başlı, mührü tartışmalı, listeleri yargıya düşmüş halde sandığa gider. Millet “kendi partisini yönetemeyen ülkeyi nasıl yönetsin” der, oy pusulasında kalemi kırar. Kararsız seçmen kaçar, kemik oy bile küser. O seçim iktidara altın tepside sunulur.
Ez cümle; Kayyım hukuken olanaklı, siyaseten yakıcı düğme. Özgür Özel basıyor çünkü başka çıkışı kalmadı. Kılıçdaroğlu direniyor çünkü giderse siyasi yaşamı bitiyor. Ama bu kavga uzadıkça, yargı partilerin tepesinde buyruk sopası oluyor. İstanbul’da ön gösterimi izledik, Ankara’da filmin tamamını izlersek borç hepimize çıkar. Ve siyasette en pahalı şey belirsizliktir. Belirsizlik uzarsa, ulusçu cephe olasılığı güçlenir ama o arada memleketin dümeni de tek elde kalır.