KAPTANIN GEMİYİ NEDEN TERK ETTİĞİNİ ANLIYORUZ!

KAPTANIN GEMİYİ NEDEN TERK ETTİĞİNİ ANLIYORUZ!

O meşhur sözdeki gibi, gemi su almaya başladığında son ana kadar beklemiş; işler sarpa sarıp da o koca tekne büyük bir bataklığa doğru sürüklenmeye başlayınca ilk o atlamış filikaya. Gemi şimdi o bataklığın tam ortasında yavaş yavaş sulara gömülüyor. Ancak asıl trajedi geminin batması değil; sular çekildikçe ve gemi battıkça gün yüzüne çıkan, etrafa saçılan o akılalmaz pislikler. Her yeni gün, midemizi bulandıran yeni bir skandal piyasaya düşüyor.
Ortaya dökülen son hikaye ise inanın bana Hollywood senaristlerinin bile aklına gelmez. Tam bir trajedi, tam bir kara komedi...
Başrolde kim var dersiniz? Bir "eğitimci".
Evet, yanlış duymadınız. Etiketine baksanız, çocuklarımızı emanet ettiğimiz, onlara yol göstermesini beklediğimiz bir eğitimci. Ama hani o çok güzel bir tabir vardır ya; aklını bir kuşa taksanız, inan olsun kuş ters uçar!
Gelelim senaryoya... İddia o ki, bu sözde eğitimci, "kaptanı" elinde tutmak ve kocasıyla arasını düzeltmek için bilime, mantığa veya akl-ı selime değil; üfürükçülere, hocalara bel bağlamış. "Seni bir hocaya götürüp üfleteceğim, aran düzelecek" diyen bir arkadaşının peşine takılıp yüz binlerce lirasını bu uğurda tokatlatmış. Hani böyle durumlarda ellerimizi açıp "Allah akıl fikir versin" deriz ya, demek ki hikmetinden sual olunmuyor; bazılarına hakikaten o aklı vermiyor!
Eğer hikaye burada bitseydi, "Kendi cehaleti, ne hali varsa görsün" deyip geçebilirdik. Ancak olay öyle mide bulandırıcı bir boyuta ulaşıyor ki, susmak ya da görmezden gelmek mümkün değil.
Bizim "eğitimci" dolandırıldığını, o yüz binlerce liranın havaya uçtuğunu anlayınca uyanıyor. Parasını geri almak için kendisini tokatlayan kadının kapısına dayanıyor. Alamayınca ne mi yapıyor? Gözünü öyle bir hırs, öyle bir öfke bürümüş ki, gidip kadını tehdit ediyor.
Hem de neyle biliyor musunuz? Evladıyla...
Böyle bir alçaklık, böyle bir çukura düşmek mümkün müdür? Bir başkasını, en zayıf noktasından, masum bir çocuk üzerinden tehdit edebilen bir zihniyete biz kendi çocuklarımızı, en kıymetlilerimizi nasıl emanet edeceğiz?
İçinde aşk, aldatma, ihtiras, tehdit ve şantajın kol gezdiği bu pespaye ilişkiler ağı, "eğitimsiz eğitimci" kavramının içini ne yazık ki sonuna kadar dolduruyor. Görünüşe göre bu hikayede "her yol" var, bir tek ahlak ve eğitim yok!
Görünen o ki, bu batan gemiden daha çok pislik gün yüzüne çıkacak. Bizlere düşen ise, çocuklarımızı bu karanlık ve kokuşmuş zihniyetlerden korumak için gözümüzü dört açmak. Çünkü kaptanın kaçtığı yerde, geriye sadece şantaj ve ihtiras kalmış.