Serinlemek için havuz yaptılar Serinlemek için havuz yaptılar

Öğretmenevi’nde düzenlenen kongreye katılım yoğun oldu.
Kongrede Kamuran Çataklı güven tazeledi. Eğitim İş Zonguldak Şube Başkanı Kamuran Çataklı Kongrede yaptığı konuşmada gelsin desteklerini teşekkür ederek şunları söyledi: “Zonguldak Eğitim İş 7.Olağan Genel kuruluna  katılarak bizi onurlandıran belediye başkanımız Tahsin Erdem e, Genel Merkez özlük hukuk sekreteri Orhan Yıldırım 'a divan başkanlığını üstlenen Avuk Sabri Yavuzyılmaz'a ,Zotev başkanı Fikret Zaman'a, Genel Sağlık iş Ereğli temsilcisi Murat Beye, değerli müdürüm Hüseyin Bingöl e, @ Nuri Genç başkanıma, Ereğli, Kilimli, Devrek, Çaycuma, Alaplı başkan ve yönetim kurullarına, çiçek gönderen Genel Maden İş sendika yönetimine delege ve üye öğretmen arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Sağolun var olun.
Zonguldak’ın her yerinden her türlü baskı ve sindirme politikalarına karşı dimdik ayakta duran Eğitim-İş’in yürekli yöneticileri, delegeleri, üyeleri,
7. Olağan Genel Kurulumuza hoş geldiniz. Sizleri saygıyla selamlıyorum. Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.” diyen Başöğretmen Atatürk, büyük dehasıyla yüzyılımızın başında kurulan Cumhuriyetimizin bağımsızlığını sağlıklı bir eğitim anlayışıyla korunabileceğini, devrimlerin bu anlayışla başarılıp, kökleşeceğini vurgulamıştır. Başöğretmen Atatürk bu anlayışla; çağdaş, laik, bilimsel, kamucu ve halkın ihtiyaçlarına yanıt veren, bireyi kulluktan özgür bireyler olmaya yönelten eğitim anlayışının temellerini, Kurtuluş Savaşı yıllarında atmıştır. Aynı inançla yola devam eden Cumhuriyet devrimcileri, Köy Enstitüleriyle, öğretmen okullarıyla bu anlayışı günümüz kuşaklarına taşımaya çalışmıştır. Arkasından gelen TÖS ve TÖBDER; laik, bağımsızlıkçı, aydınlanmacı, ulusal onurdan yana, eşit ve parasız eğitim anlayışını bizlere emanet etmiştir..
Sınıf mücadelesinin ve eğitim emekçilerinin yegâne örgütlü gücü, Türkiye öğretmen hareketinin TÖS’ten sonraki en namuslu, en yurtsever temsilcisi olan Eğitim-İş, kurulduğu günden bu yana emek sınıfının sorunlarına çözümler üretmeye, çare olmaya çalışmıştır. Bu mücadeleyi yaparken de ulusun ve ülkenin sorunlarına yabancı kalmamış, en önemli “özlük” hakkının “bağımsız bir ülkede demokrasi içinde yaşamak olduğu” bilinciyle hareket etmiştir.
 
Eğitim-İş, kitle ve sınıf sendikacılığının gereklerine odaklanmış, Atatürk’e ve devrimlerine yürekten bağlı, adalet-eşitlik-özgürlük gibi evrensel değerleri kendisine ilke edinmiş bir emek örgütüdür.
 
17 Ekim 2005 tarihinde çoban ateşi misali Anadolu’nun her bölgesine yayılan örgütlülüğümüz bir taraftan Mustafa Kemal’i, onun kurduğu Cumhuriyeti, o Cumhuriyetin değerlerini ve kazanımlarını diğer taraftan ise eşitlik özgürlük adalet gibi evrensel değerlere sahip çıkmayı kendisine ilke edinmiştir.
 
Kitle ve sınıf sendikacılığının bir gereği olarak etnik köken, dinsel inanç ve siyasi görüş ayrımı yapmaksızın bütün eğitim emekçilerini kucaklayan sendikamız bu yüzdendir ki sayısı bugün bir milyonu geçen eğitim emekçilerinin önünde bir umut ışığı olarak durmaktadır.
 
Çoban ateşlerini umut ışığına çevirenlere selam olsun.
İçeride özgür dışarıda tam bağımsız bir ülke özlemiyle yanıp tutuşanlara selam olsun….
Selam olsun emek sömürüsünün her türlüsüne karşı çıkmanın tek yolunun örgütlü mücadeleden geçtiğine inanalara…
Selam olsun neo liberal kapitalist politikaların dayattığı iş güvencesiz istihdam politikalarına karşı “ sermayeye kul köle olmayacağız” diye haykıranlara…
Yandaşlık ilişkisiyle  siyasal kadrolaşmanın bir parçası olmak yerine, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” diyerek umudu örgütleyenlere selam olsun.
 
4+4+4 diye formüle edilen, “dindar ve kindar gençlik yetiştirme” amacı taşıyan yasa ile demokrasi, eleştiri ve tartışma kültüründen uzak insan yetiştirme politikaları uygulamaya konmuştur. Cumhuriyetimizin 100. yılında eğitim birikimini yok sayarak ÇADES protokolleriyle, yalnız eğitim açısından değil, içerdiği amaçlar ve yaratılmak istenen insan modeli yönünden de tam bir yıkım projesine dönüşmüştür.
 
Bu projenin en son adımı 26 Nisan 2024 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığı tarafından “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” eğitim programı taslağı kamuoyuyla paylaşılmıştır. Taslakta yer alan ortak metin ve ders programlarının içeriklerinde bilime, özgür düşünmeye, sorgulamaya, cumhuriyet rejimine çağdaş ve laik eğitim sistemine aykırı temel ifadeler ve tanımlamalar olduğu görülmüştür. Her şeyden önce T.C Anayasası’na ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun temel ilkelerine birçok açıdan aykırılık ve uyumsuzluk gösteren eğitim programı taslağının kabul edilmesi mümkün değildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirme hedefinin yerine “aklıselim, kalbiselim, fikriselim” nesiller yetiştirme hedefine yer veren, eğitim programının adında özellikle cumhuriyet ifadesini kullanmayan bir eğitim modelinin kabul edilmesi mümkün değildir. Açıkça yasaların görmezden gelindiği, eşitlik, özgürlük kavramlarından, bilimsel ve sorgulayıcı bakış açısından tamamen uzak bir eğitim taslağına bağlı tek tip insan yetiştirmeyi hedefleyen programın geri çekilmesi şarttır.

Bugün çocuklarımız okullarda musluklardan temiz olmayan suyu içip, kantinden bir tost dahi alamazken; kalabalık sınıflara mahkum edilmişken, mesleki eğitim adı altında sermayeye çocuk işçi olarak sunulurken, ailesi zengin öğrenci ile yoksul öğrenci arasındaki makas daha da açılmışken, eğitim emekçileri açlık sınırında ücretlere mahkum edilmişken, 1 milyona yaklaşan atanmayan öğretmen varken, şimdi bir de çocuklarımız eğitim dışı kurumların kucağına itilmeye çalışılmaktadır.
 
Yoksulluğun atanamayan gençler kadar okumaya çalışan gençleri de etkilediği bilinmektedir. Üniversite eğitimi için önemli bir finansman gerekirken bu imkândan mahrum kalan ailesinin özellikle pandemi sonrası yaşanan ekonomik çöküntü nedeniyle gerekli maddi imkânı sağlayamayacağını gören gençlerin çoğu üniversite eğitimine son vermek zorunda kalmıştır.

“Eserinin Üzerinde İmzası Olmayan Yegane Sanatkar Öğretmendir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’sinden, itibarı yok edilen, şiddete maruz kalan, öldürülen öğretmenlerin olduğu bir Türkiye’ye dönüşmüştür.
 
Eğitimini tamamlamasına rağmen atanamayan ya da atanan mesleğine kavuşan fakat bu kez de şiddete maruz kalan, öldürülen öğretmenlerin ülkesine dönüşen Türkiye’de devlet yetkililerinin sessizliği öğretmenleri korumak için caydırıcı bir adım atmıyor olması kabul edilebilir değildir. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da okul müdürü olan İbrahim Oktugan öğrenci tarafından öldürüldü. Yıllardır devam eden öğretmen şiddetine asla caydırıcı bir çözüm bulunmamış olması, olayların artarak devam etmesine neden olmakta ve öğretmenler can güvenliğinin olmadığı şartlar altında öğrenci yetiştirmeye çalışmaktadır. Eğitimde şiddeti önleme konusunda bir an önce düzenlemeye gitmeli ve bu tür olayların yaşanmasına izin vermemelidir. Aksi halde ne okullar okul olur ne de öğretmenlik mesleği hak ettiği saygı ve değeri görür.
Bu tespitlerden sonra Atatürk Cumhuriyetinden yana duruş sergileyen bütün öğretmenlere düşen ana görev, yılgınlığa düşüp kenara çekilmek değil, bu piyasacı eğitim sistemini yıkıp, yeniden bilimden ve akıldan beslenen bir eğitim politikasını hayata geçirmektir.
Unutulmamalıdır ki Hacı Bektaş’ın dediği gibi: İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Biz bu karanlık gidişe Büyük Atatürk’ün açtığı ışıklı yoldan giderek dur diyebiliriz.
Değerli Arkadaşlarım,
Biz biliyoruz ki, Sorunlar derinleşmiştir. Ama yine biliyoruz ki; Reçete bellidir.
Yol bellidir.
Yol; emeğin, demokrasinin, barışın, kardeşliğin, Büyük Önder Mustafa Kemal’in yoludur. Hepinizi, sevgi ve saygıyla selamlıyorum”


YENİ YÖNETİM KURULU 
 Kamuran Çataklı, Hakan Özdemir, Ayşegül Çolak, Ali Kemal Dinç, Cem Atasun, Bayraktar, Süleyman Altunay, Ebru Özel seçildi. 

KAMU İŞ BAŞKANI:
 Birleşik Kamu İş Başkanlığına Metin Kahveci getirilecek.

(HABER-ERCAN DEMİR)