Madenci Anıtı önünde bir araya gelen Zonguldak Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını okuyan Dönem Sözcüsü Erdoğan Kaymakçı, şunları söyledi:
“6 Şubat 2023’te saat 04.17’de Kahramanmaraş merkezli depremler 15 milyona yakın nüfusun yaşadığı 11 ilimizi (Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Kilis, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır, Elâzığ) doğrudan etkilemiş ve büyük bir yıkıma ve can kaybına yol açmıştır. Bu depremler çok sayıda yerleşim yerini etkilemiş, on binlerce insanımızın ölümüne ve yaralanmasına, milyonlarca insanımızın evsiz yurtsuz kalmasına neden olmuştur. Ölenlerin acısı bir yana; hayatta kalanlar açlık, susuzluk, soğuk ve hastalıklarla yaşama mücadelesi vermişler ve vermeye de devam etmektedirler. Yaşanan deprem nedeniyle tüm halkımıza başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyor, başta siyasi sorumlular olmak üzere, sorumluluğu olanların hesap vermesini bekliyoruz.
Oldukça geniş bir coğrafyayı etkileyen depremlerde resmî açıklamalara göre 53 bin 537 kişinin hayatını kaybettiği, 107.213 kişinin ise yaralı olduğu belirtilmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının açıklamalarına göre depremden etkilenen bölgelerde 35 bin 006 bina deprem anında yıkılmıştır. Toplam 872 bin bağımsız bölümden oluşan 311 bin bina ise aldıkları hasarlar nedeniyle kullanılamaz hale gelmiştir.
Cumhuriyet tarihimizin en ağır felaketiyle karşı karşıya geldiğimiz 6 Şubat depremleri bugüne kadar yaşadığımız pek çok büyük depreme karşın ülkemizin, şehirlerimizin, binalarımızın, kurumlarımızın ve halkımızın depreme hazır olmadığı gerçeğini çok acı biçimde ortaya çıkarmıştır.
1950’lerden bu yana genişleyerek sürdürülen plansız sanayileşme ve kentleşmeyi kalkınma modeli olarak benimseyen, insanları ve kenti sermaye birikimi için ucuz işgücü ve ucuz altyapı aracı olarak ele alan, bu plansızlığın sosyal ve kültürel boyutunu, toplumsal maliyetini göz ardı ederek daha fazla para ve kazanç peşinde olan rant anlayışının kaçınılmaz sonuçlarından birisi de doğa olaylarının afete/felakete dönüşmesi sonucunu doğurmuştur.
1999’da Gölcük ve Düzce’de, 2003’te Bingöl’de, 2011’de Van’da, 2020’de Elâzığ-Sivrice ve İzmir’de ve ne yazık ki geçtiğimiz kış gerçekleşen ve 11 ilimizi etkileyen 6 Şubat depreminde de benzer acıları tekrar tekrar yaşadık, yaşıyoruz.
Bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan, rantı egemen kılan bu politika modeli, çaresizliğin ve yetersizliğin değil, bilinçli bir tercihin ürünüdür. Yaşanan her aşırı doğa olayı, gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle afete dönüşerek büyük can ve mal kayıplarına neden olmaktadır.
6 Şubat depremlerinden etkilenen kentlerde ilk iki gün hiçbir alanda organize bir çalışma yürütülmemiştir. Kriz merkezi kurulmamış, arama-kurtarma çalışmalarına başlanmamıştır. Arama-kurtarma çalışmalarının geç başlaması ve iyi yönetilememesi can kaybının artmasına neden olmuştur.
Her ne kadar kamu ve yerel yönetim çalışanları, madenciler, kolluk kuvvetleri, arama- kurtarma konusunda uzman STK gönüllüleri ve müdahale etmeye çalışan vatandaşlarımızın iyi niyetli çabaları ve insanları yaşatmaya dönük olağanüstü gayretleri olsa da, özellikle ilk 72 saatte etkin ve koordineli müdahale konusunda kamu otoritesinin eksikliği, arama–kurtarma ekiplerin sayıca yetersizliğinin yanı sıra gerekli donanıma sahip yetişmiş eleman ve teknolojik donanım eksikliği, ekip olan yerlerde ise iş makinesi, vinç ve jeneratör vb. ekipman yetersizliği gibi kritik faktörler ne yazık ki enkaz altında kalan insanlarımıza çok geç ulaşılmasına ve ölümlerin inanılmaz boyutlarda artmasına neden olmuştur.
Bilindiği gibi kent ve yapı ayrılmaz bir ikilidir. Modern dünyada kentlerde yaşayan yurttaşlar, güvenle barınabilecekleri konutlara, çalışabilecekleri yapılara gereksinim duyarlar. Bir deprem ülkesi olan Ülkemizin geçmişte yaşadığı bunca acı deneyime karşın, hala doğru bir kentleşme ve güvenli konut inşasını sağlayamamış olması siyasi iktidarın ağır bir suçudur. Bu suçun bedelini ne yazık ki toplum ödemiştir.
Bu nedenle vurgulamamız gereken en önemli konu siyasi iktidarların bilim ve teknikle kavga etmek yerine, bilimin rehberliğinde plan, proje ve uygulamaya yönelmeleri, bilimle barışık bir siyasal anlayışı benimsemeleri gerekmektedir.
Bu açıdan bakıldığında ülkemizde siyaset birinci derecede suçludur. Rant uğruna yapılan uygunsuz imar planları, para ve oy için getirilen imar afları, liyakatsiz kadrolar nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarının işlevlerini yapamaması, yetersiz ve/veya yanlış mevzuat, partizanlık, denetimsizlik ve benzeri uygulamalar bu yıkımın temel nedenleri olarak sıralanabilir. Hal böyleyken ülkenin en tepesindeki kişinin 3 Şubat 2024’de Hatay’da Antakya spor salonunda düzenlenen AKP Hatay İlçe Belediye Başkan tanıtım toplantısında söylemiş olduğu “merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahsun kaldı” sözlerini hala çadırlarda yaşayan insanların olduğu bir yerde söyleyebilmiştir.
Böylesine geniş bir alanda, bu denli yıkıcı bir depremde, AFAD ve ilgili tüm kamu kurumları bu sınavda başarılı olamamıştır. Deprem sonrası ilk iki gün AFAD bazı bölgelere hiç gidememiş bazı bölgelerde ise çok az sayıda ekip bulundurabilmiştir. Ekip ve ekipman yetersizliği nedeniyle etkin bir arama-kurtarma çalışması yapamamış, yardım malzemelerini deprem bölgelerine ulaştıramamış ve haberleşmede ciddi sorunlar yaşanmıştır. Sürece ilişkin en temel değerlendirme plansızlık ve organizasyonsuzluktur. Örneğin madencilerin böylesine büyük facialarda devreye sokulmasında geç kalınması bu organizasyonsuzluğun en önemli göstergelerinden birisidir. Bu konuyla ilgili olarak depreme yönelik paylaşımımız sonrası gelen sosyal medya mesajlarından birisini sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Merhaba geçen yıl 6 Şubat depreminde Adıyaman Cumhuriyet Mahallesi Çınar Apartmanı enkazında yardıma gelen ailemi sağ çıkaramadıksa da TTK değerli maden işçilerine sonsuz şükranlarımı sunuyorum Allah hepsinden razı olsun sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”
Doğa olaylarının afete dönüşmesi "kader" değildir ve toplumsal acıların tekrar tekrar yaşanmaması bizim elimizdedir. Ülkemiz tüm gelişmiş dünya ülkelerinde olduğu gibi afet sonrası müdahale ve iyileştirmeye odaklanan yapıdan bir an önce kurtularak afet öncesi tehlike ve risklerinin azaltılması konusuna odaklanmalıdır. 
Zonguldak Demokrasi Platformu, 6 Şubat 2024, Zonguldak

Heryer buz tuttu! Heryer buz tuttu!

AFFETMİYORUZ! 
•    Bu büyük yıkımın tek sorumluluğu sadece kâr hırsıyla başı dönen, yaşadığı her karışı ranta çevirmeye çalışan müteahhitlere de yıkılamaz. 
•    Çünkü asıl sorumlu bu hırsı besleyen, büyütenler ve yol verenlerdir. 
•    Denetim yapmaktan, etkili yaptırımlar uygulamaktan, süreçleri kurallara uygun yürütmekten aciz bir hukuk sistemi inşa eden ve bu sistemi her gün yeniden yeniden üreten, hukuksuzluktan beslenen köhne düzenin sahipleridir. 
•    Doğru kuralı koysa dahi imar afları gibi garabetlerle bunu bile işlemez hale getirenlerdir.
UNUTMADIK! 
•    Yakınlarımızdan haber almak için çırpınırken devreye konulan bant daraltmalarını, internet kesintilerini UNUTMADIK.
•    Depremin yaşandığı illerde daha 24 saat geçmeden OHAL ilan edenleri, çaresizlikle kıvranan, derdine derman arayan depremzedeleri “kimse kalkanları kaldırmayacağımızı zannetmesin” tehdidiyle susturmak isteyenleri UNUTMADIK. 
•    Binlerce gönüllümüzle deprem bölgesine gitmeye çalışırken önümüze konulan engelleri, sadece bizim değil muhalefet partilerinin, STK’ların yardımlarının depremzedelere ulaştırılmasına engel olanları UNUTMADIK. 
•    Kızılay’ın çadır satmasından, yardımları zimmetine geçiren yetkililere kadar uzanan rezaletler zincirini UNUTMADIK.” 

Kaynak: Seçkin Kırarslan