* Ara Seçim Ateşi / Özgür Özel’in Cesur Kumarı ve Siyasetin Buz Gibi Aritmetiği *

* Ara Seçim Ateşi / Özgür Özel’in Cesur Kumarı ve Siyasetin Buz Gibi Aritmetiği *

Siyasetin kalbi, bazen boş bir koltukta atar. TBMM’de şu anda sekiz boş sandalye duruyor; Anayasa’nın 78. maddesi ise adeta bir saat gibi tik tak ediyor.Genel seçimden bu güne 30 ay geçti, bir sonraki sandığa daha bir yıl var, Meclis’in temsil gücü kan kaybediyor. İşte Özgür Özel tam bu boşluktan bir yangın çıkardı. “Ara seçim” diye haykırdı ve elindeki en keskin kozu, CHP’nin kaderini masaya sürdü. Bu, hukukî bir zorunluluk gibi görünse de aslında yüksek riskli bir reel politik kumardır. Çünkü Özel, 2024 yerel seçimlerindeki o rüzgârı ulusal arenaya taşımak istiyor; ekonomik sancılarla kıvranan, adalet tartışmalarıyla yorulan, yönetim yorgunluğuyla nefesi kesilen Cumhur İttifakı’nı yeniden sandığın karşısına dikmek niyetinde. “Milletin önüne sandık getireceğiz” derken aslında şunu fısıldıyor: “Bizim oyumuz büyüyor, sizinkiler eriyor; gelin bir kez daha yüzleşelim.”

Peki bu ateş gerçekten yanacak mı? Zamanlama Anayasa’ya cuk oturuyor, 2839 sayılı Kanun da arkasında. Ama pratik duvarlar kalın: Ara seçim Meclis’in kararıyla olur ve boş koltuk 30’u (yüzde 5’i) bulmadıkça otomatik değil. O yüzden CHP’nin formülü basit ama cesur. 22 milletvekili istifa edecek, eşiği aşacak, Meclis mecbur kalacak. Kendi koltuklarını ateşe atmak… Kazanırsan güçleniyorsun, kaybedersen hem sandalye hem ivme gidiyor. Diğer muhalefetten destek şart. DEM Parti “erken seçim doğal hakkımız” diyerek kapıyı araladı ama tek başına yetmez. İYİ Parti, Saadet, DEVA sessiz ya da mesafeli. Meclis aritmetiği hâlâ Cumhur İttifakı’nın avucunda. AKP+MHP çoğunluğu varken karar geçmez. İşte bu yüzden Özel parti parti geziyor, Numan Kurtulmuş’la görüşme talebiyle kapıları çalıyor, “iddialı hamle” diye meydan okuyor. Amaç net: Muhalefeti konsolide etmek, kamuoyu baskısını bir tsunamiye çevirmek.

Esas mesele sandık. Ama o sandık, sadece ara seçim sandığı değil. O sandık, erken genel seçime dönüşecek bir aynadır. CHP, yerel zaferlerin yarattığı “değişim” efsanesini ulusala taşımak, Ekrem İmamoğlu’nun yıldızını yeniden parlatmak ve “iktidar sandıktan kaçıyor” anlatısını kalıcı bir efsaneye dönüştürmek peşinde. Kutuplaşmanın dorukta olduğu bu dönemde muhalefeti “birleşik mücadele”ye çağırmak, tabanı coşturmak, uluslararası arenada “demokrasi talebi” diye poz vermek… Zekice, hem de çok zekice. Ama siyasetin soğuk yüzü de burada devreye giriyor. Erdoğan “gündemimizde yok” dedi, Ömer Çelik “belediyeleri yönetemiyorlar ama seçim istiyorlar” diye iğneledi. Cumhur İttifakı direnirse ki direnecek CHP’nin hamlesi havada kalır. İstifalar yapılır, Meclis kilitlenir, sandık kurulmaz ve “korkakları tarihe yazacağız” tehdidi boş bir slogan olarak kalırsa, Özel kendi tabanında da sorgulanır.

Peki bu rest “yeni anayasa” pazarlığıyla takas edilebilir mi? Objektif bakınca hayır. Anayasa 360 ya da 400 oyla değişir; CHP’nin desteği kritik olabilir ama kutuplaşma o kadar derin ki, Cumhur İttifakı böyle bir tavizi “zafer” diye yutturmaz. Onlar yeni anayasayı kendi başkanlık sistemini çelikleştirecek, muhalefeti daha da kıskıvrak bağlayacak bir metin olarak tasarlıyor. Özel’in ara seçim ısrarı ise tam tersine “mevcut sistemi çalıştırın” diye haykırıyor. İki taraf da birbirine zerre güvenmezken “sen bana sandık ver, ben sana anayasa vereyim” pazarlığı boş bir hayalden ibaret kalır. Kutuplaşma zirvede; bir taraf “erken seçim” derken öteki “istikrar” diye bağırıyor. Bu ortamda karşılıklı taviz, ancak dev bir kriz ya da dış bir şokla mümkün.

Gelin tüm senaryoları açıkça sıralayalım, çünkü siyaset romantizm değil, acımasız bir arenadır.

Birinci ve en muhtemel senaryo Cumhur İttifakı direnir, ara seçim engellenir. CHP “iktidar korkuyor” diye puan toplar ama somut kazanç sıfır; tabanda motivasyon yavaş yavaş erozyona uğrar.

İkinci senaryo muhalefet konsolide olur, 22 istifa gerçekleşir, 30 eşiği aşılır ve Meclis mecburen karar alır. Ara seçimler CHP’nin kalesi illerde yeni zaferler getirir, erken seçim baskısı bir sele dönüşür.

Üçüncü senaryo her şey tıkanır ama kamuoyu baskısı öyle yükselir ki Cumhur İttifakı erken seçime razı olur. Düşük ihtimal ama Özel’in asıl kumarı tam da bu noktada.

Dördüncü ve en tehlikeli senaryo istifalar yapılır, sandık kurulmaz ve CHP koltuk kaybeder. Tam bir bozgun, tam bir geri dönüşü olmayan travma.

Özgür Özel’in hamlesi işte bu yüzden hem zekice hem de cesur. Çünkü siyasetin doğası budur: Zayıf olduğun yerde güçlü görünmek, güçlü olduğun yerde rakibi boğazından yakalamak. Ama siyaset aynı zamanda buz gibi bir aritmetiktir. Anayasa nettir, Meclis çoğunluğu nettir, kutuplaşma derin ve acımasızdır. CHP’nin stratejisi tabanı ateşliyor, muhalefeti hareketlendiriyor; fakat o sandığın kurulması için ya Cumhur İttifakı’nın iradesi ya da korkunç bir stratejik hata gerekiyor. Şu tabloya bakınca ikincisi daha yakın görünüyor. Yine de siyasetin en muhteşem yanı tam da burada saklı: Bir tek hamle, bütün denklemi altüst edebilir.

Özel o hamleyi yaptı. Şimdi sıra milletin ve Meclis’in vereceği o soğuk, o keskin cevaba geldi. Ateş yandı. Gerisi, rüzgârın yönüne kalmış.