Covid 19 salgınının ardından normalleşme nasıl olacak?

Covid 19 salgınının ardından normalleşme nasıl olacak?

Covid 19 salgınının ardından normalleşme nasıl olacak?

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Bilgehan Açıkgöz, Covid 19 salgınının ardından normalleşme süreci hakkında bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı;

11 Mart tarihinde ülkemizdeki ilk Covid-19 vakasının görülmesinin üzerinden iki buçuk aydan fazla süre geçti. Bu süreçte pandemi ile ilgili genel kısıtlamaların yanında birçok ilde yerele özel bazı önlemler alındı. 65 yaş üstü ve 20 yaş altı sokağa çıkma kısıtlamaları, büyükşehirler ve Zonguldak için alınan giriş çıkış yasakları, stratejik ya da yaşamsal önemi olmayan işletmelerin faaliyetlerinin durdurulması genel önlemlere verilebilecek örnekler.

Artık pandeminin gelinen sürecinde ülkemizde yeni bir döneme girdik. Normalleşme ya da “yeni normal”. Bu süreçle ilgili ilk karar aslında 11 Mayıs itibarı ile alınmıştı. 11 Mayıs’ta AVM’ler ile birlikte, berber ve kuaförler, giyim vb. ürün satan işletmelerin açılması kararı alınmıştı. Normalleşme ile ilgili ikinci önemli tarih 1 Haziran oldu ve bu tarih itibarı ile iller arası seyahat yasakları kalktı, pek çok işletmenin açılabileceği açıklandı, 20 yaş altı kısıtlama 18 yaş altı olarak güncellendi ve gevşetildi. Kabaca 11 mayıs itibarı ile başlayan süreçte, 1 haziran itibarı ile kalan kısıtlamalar 65 yaş üstü sokak kısıtlaması ve bazı işletmeler için devam eden yasaklar olarak gözüküyor.

Normalleşme sürecini iki ayrı boyutta değerlendirmek gerekir. Birincisi bu kararlar yerinde ve zamanında alınan kararlar mıydı? Diğer boyut ise “yeni normalin” nasıl algılanması gerektiği.

Normalleşme sürecinin ilk adımlarının atıldığı 11 Mayıs’ta günlük vaka sayısı 1500 civarında idi, ikinci dönüm noktası olan ve 1 Haziran’da başlayacak olan dönemle ilgili kararların açıklandığı tarih olan 28 Mayıs’ta ise 1000’in üzerindeydi. Asalında sayılara bakıldığında ülkemizde salgının bir miktar hız kestiği ancak halen “kararlılığını sürdürerek” devam ettiğini söylemek mümkün. Burada ülkemizde pandeminin seyrini anımsamakta fayda var. 11 Mart’ta 1 olan vakanın çok kısa süre içerisinde binli rakamlara sonrasında ise beş binlere kadar yükseldiğini unutmamak gerekir.  Yani halen riskin devam ettiğini söylemek gerekir.

Salgının kontrolünde çok önemli rol oynayan “katı kısıtlamaların” aynı şekilde devam etmesi, salgın süreçlerinin sadece sağlık boyutuyla düşünülemeyeceği gerçeği de ortada dururken çok mümkün değil. Ancak salgın yokmuş ya da bitmiş gibi açılmanın da riskli olacağının da unutulmaması gerekiyor. Bir taraftan toplumsal gereksinimlerin karşılanması gerekiyor ve bu anlamda ekonomik faaliyetlerin devamı gerekli, bir taraftan da her an yeniden artış eğilimine girebilecek olan pandemi devam ediyor. Burada karar vericilerin bu dengeyi en iyi şekilde sağlamak gibi önemli bir görevi var.

Geldiğimiz noktada normalleşme kararının alındığını ve salgın ile ilgili kısıtlama önlemlerin (toplumun çok önemli bir kesimi için) kaldırıldığını söylemek yanlış olmaz. Pekiyi, biz yani “normal vatandaşlar” ne yapmalıyız? Kendimizi normalden korumalıyız (eski normali kastediyorum) ve yeni normale alışmalıyız. Yeni normalin en önemli özelliği salgının yayılabilmesi için şartların daha uygun olması. Düşünün ki kısıtlamalar kaldırılıyor ve insanlar daha çok bir araya geliyor. Zaten virüs aramızda dolaşıyor, toplumun yüzde doksan civarı da halen hastalığa karşı bağışıklık geliştirmemiş durumda. “Normalleşmek” te zorundayız, peki bu açmazdan kendimizi nasıl kurtaracağız. Aslında ne yaparsak yapalım pandemi gerçeğinden kurtulmanın yolu yok maalesef. Burada uygulanabilecek en önemli ve doğru yöntem salgınla yaşamayı öğrenmek yani “yeni normal”. Covid 19 süreci bitse bile bulaşıcı hastalıkların artık dünyanın en önemli sorunlarından biri olduğu gerçeği maalesef kabul edilmelidir. Eski dünyada dünyanın bir ucundaki bir bulaşıcı hastalık bırakın dünyanın öbür ucunu, aynı coğrafyadaki başka bir topluma yayılana kadar sönümlenirken, yeni dünyada hastalık saatler içerisinde dünyanın pek çok noktasına yayılabiliyor. Bu gerçekle beraber yaşamayı öğrenmek durumundayız.

Gelelim yapılabileceklere;

Bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmenin yolu “bulaş zincirini” bir noktasından kırabilmek. Kaynak-Bulaş yolu-Duyarlı toplumdan oluşan bu halkayı kırmak için yapılabilecekleri değerlendirmek ve doğru uygulamaları yapmak gerekmekte. Geldiğimiz noktada Covid-19 için kaynak ‘pozitif vakalar’ dır. Pozitif vakaların hızla tespiti ve izolasyonu bu zinciri kırmaktadır (Bu noktada testlerin yaygınlaştırılması ve sayısının arttırılması da çok önemli). Hastalığın nerdeyse tüm vakalarda damlacık yolu ile yayıldığını biliyoruz. Bulaş yolu (damlacık yolu) ile ilgili alınması gereken önlemlerden en önemlileri ise maske kullanımı, fiziksel mesafe kurallarına uymak ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmaktır. Zincirin üçüncü halkası “duyarlı topluma” yönelik yapılabilecek en önemli uygulama olan “aşı” ile ilgili maalesef herhangi bir gelişme şimdilik yok. Bu nedenle yeni normal hayatımızda maske bizim ayrılmaz bir aksesuarımız olarak hayatımızdaki yerini alacak, eski samimiyetimiz olmayacak ve pandemilerle yaşama gerçeğini kabul edeceğiz.

Dr. Öğretim Üyesi Bilgehan Açıkgöz

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi

Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2020, 16:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER