Kolay para

İnsan sosyal (toplu yaşayan) bir varlıktır.  Sosyolojik olarak İnsan yaşamındaki temel dürtü toplum içinde statü (itibar) elde etmektir. Bu bilim, sanat, kültür, spor yoluyla olabileceği gibi idari makam ve para sahibi olmayla da olabilir. Bir toplumun geleceği olan gençler önlerindeki örneklere bakarak ne olacaklarına karar verirler. Örneğin, bir toplumda sanat ya da sanatın bazı türleri pek de itibarlı değilse, gençler arasında da talep görmeyecektir. Tabii ki bu durumda da yeterli düzeyde kaliteli sanat kültürü ortaya çıkamayacaktır.

Eğer bir toplumda para kazanmanın kestirme yolları varsa, çok az insan zor yolu dener. Kolay yoldan para kazanabileceklerini gören zeki insanlar, bilimle, mühendislikle, sanatla uğraşıp bir şeyler geliştirmeyle zaman kaybetmek istemezler. Kolay yoldan makam sahibi olmak varken kim çalışarak ter akıtarak yükselmeyi tercih eder. İşyerinde kart basıp sonra gidip kendi işini takip eden insanların var olduğu yerde çalışmayı kim ister. Kurtlu peynir, suya batırılmış pamuk satarak zengin olunup ülke ekonomisinde söz sahibi olunabiliyorsa, ülkenin önde gelen şirketleri bile AVM'cilikle ve marketçilikle uğraşıyorsa kim yaratıcı ürün geliştirmekle ar-ge yapmakla uğraşır ki. Arsa spekülatörlüğü, imar rantı,  adrese teslim ihalelerle geçinmek mümkünse herkes müteahhit olmak ister. Böylece orman ve tarım alanları, yaylalar ve sulak alanlar betona teslim olur. Yabancı marka otomobilleri ülkede ürettirip komisyonunu almak varken, kim yerli otomobil üretip risk almak ister.

Bir markete girdiğinizde sıra sıra sütünden, meyve suyuna, yağından çikolatasına gösterişli ambalajlarda yerli malı ürünler göreceksiniz.  Ama altlarını çevirip baktığınızda ambalaj sistemini üreten firmanın ismini görürsünüz. Tamamı yabancı markadır. Bu sistemi aldığınızda servis hizmetini de onlardan almak zorundasınızdır. Beş on yılda bir de daha hızlısını daha marifetlisini üretirler. Bu cihazın maliyetini karşılamak için bilmem kaç milyon paket süt satmanız gerekir mesela. Hemen tüm sektörlerde durum böyledir: tekstilde dokuma makinaları, havaalanlarında bagaj sistemleri, otomobil fabrikalarında üretim bantları, seramik sanayiinde fırınlar, robotlar vesaire vesaire. Üretimi arttırmak için kapasite arttırdığınızda bu cihazlardan daha fazla ithal etmek zorundasınızdır. İşte bir türlü kapanmayan cari açığın sebebi budur. Böyle bir yapıda 10-15 yılda bir cari açık öyle büyür ki ekonomik kriz kaçınılmaz olur.

Meslek tanıtımları için liselere gittiğimde, en zeki öğrenciler tıp başta olmak üzere sağlık sektöründe bir meslek sahibi olmak istediklerini söylüyorlar. Neden? Sorusuna iş garantisi için diyorlar. 2012 yılından bu yana mühendisliklere olan ilgi önemli ölçüde düştü maalesef. Üniversitede mühendislik öğrencilerine sorduğunuzda ise çoğunluk kamuda bir iş istiyor.  Neden? Sorusunun yanıtı yine aynı "iş garantisi". İkinci büyük grup ise müteahhit olmak istiyor. Ar-Ge, yaratıcı (inovatif) ürünler geliştirmek isteyen ya da akademik çalışmalar yapmak isteyen birkaç kişi ise yurtdışında çalışmak istediklerini, çünkü burada uygun bir ortam olmadığını söylüyorlar. Üzülerek söylemeliyim ki bir seferinde "hortumcu" olmak istediğini söyleyen bile çıkmıştı.

Ülkemizin daha iyi yerlere gelebilmesi için yaratıcı beyinlere ve çalışkan insanlara ihtiyacımız var. Mevcut insanları değiştiremeyeceğimize göre ümidimiz gençlerde. Ancak onların da bu yaklaşımda olması insanı endişelendiriyor doğrusu. Gençleri bilime, üretmeye, yaratıcı düşünmeye, çalışmaya teşvik edebilmemiz için kolay para kazanmanın yollarını kapamamız gerekir. Kafakol ilişkileriyle yükselmeye, ihale almaya, imar rantına, arsa spekülasyonuna, gelişigüzel sektörlere teşviğe, işe gitmeden maaş almalara son vermemiz gerekiyor. Vergi oranlarını normal seviyelere düşürmemiz (% 18-20), ama ödemeyeni affetmemiz gerekiyor. Fırsatçılardan kurtulup, gerçek girişimcilere yol vermemiz gerekiyor. Aksi takdirde yaşadıklarımızı tekrar tekrar yaşamak durumunda kalırız. Bu noktada cümlelerime Mehmet Akif Ersoy'un bir sözüyle son vermek istiyorum "Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?".

YORUM EKLE