Yaşasın yine onlar kazandı!

Uzun yıllar önce bir seçim ertesinde görmüştüm. Yanlış anımsamıyorsam büyük usta Ali Ulvi'nin karikatürüydü. Üzerinden en az on beş seçim geçtiğine ve her seçim sonrası aklıma geldiğine göre demek ki hâlâ güncelliğinden bir şey kaybetmemiş.

Usta çizer iktidara tekrar gelişlerini kutlayan iri kıyım müteahhit ve iş adamlarının biraz ötesinde, görünümleri birbirinden perişan birer işçi, köylü, memur ve emekliyi elleri havada sevinç içinde tezahürat yaparken karikatürize etmiş, konuşma balonuna da "Yaşasın Yine Onlar Kazandı" diye yazmıştı.

Düzen partilerinin ezilenler açısından olumlu bir politika gerçekleştirebileceklerine hiç inanmadım. Sermaye sınıfı onların gizli öznesidir çünkü. Emeğiyle geçinenler bunun farkına varmayıp bilinçli bir örgütlenme sağlayamadıkları sürece bu oyun böyle sürüp gidecektir. Bugün iktidara sahip olanlar, emekçileri nasıl MÜSİAD'ın önüne atıyorlarsa, yarın sözde bizimkiler (!) kazara iş başına gelirlerse TÜSİAD'ın emrine sokacaklardır; hiç kuşkunuz olmasın.

1980 in 12 Eylül'üne kadar kör topal giden bir demokrasimiz, sendikalarımız, sözü geçen sivil toplum kuruluşlarımız, iyi kötü bir eğitim sistemimiz vardı. En sağcısından en solcusuna kadar herkesin elinde bir kitap bir gazete olurdu. O tarihte darbeci bir general, "Toplumdaki Sosyal Uyanış, Tarz-ı Siyasetimize Zarar Verir Hale Gelmiştir" diye açıklama yapınca her şey dümdüz edilmiş, sonrasında ise demokrasi, ağızda gevelenen içi boş bir lakırdı haline getirilmiştir.

Aradan 38 yıl geçmiş. Türkiye'yi tek kişinin iki dudağı arasına sıkıştıran yaşanmışlıkları yazmaya gerek yok, herkes biliyor. Teker teker başarıyla (!) gerçekleştirilen bu aşamalardan sonra, geçtiğimiz 24 Haziran'da adına seçim denilen bir garabet yaşadık. İki kere ikinin artık dört etmediğine inandırılan kitleler, rakiplerinin elini kolunu arkadan bağladıktan sonra onları ringe davet eden yiğidin boks maçında hakemlik yaptılar ve onu galip ilan ettiler! Ne kadar güzel! Gençlik yıllarımızda iki kişinin bir kişiye saldırması halinde bütün mahalle ayaklanır, o kişiler dışlanırdı. Şimdilerde güçlünün haklıyı ezmesi resmen vaka-i Adiye'den sayılıyor ve kimsenin gıkı çıkmıyor. Vicdanının sesini dinleyip itiraz etmeye kalkan azınlığın durumu da malum!

Peki biz bu hale nasıl geldik? Atatürk'ün bile ancak 15 yıl iktidarda kalabildiği ülkede bu arkadaşlar 16 yılını doldurmak üzere, artı bir dönem daha onay aldılar. İlkokula başlama yaşını esas alırsak neredeyse 2,5 kuşak eder. Geçmişin tümüyle yok sayıldığı bir eğitimden geçen 2,5 kuşak...

Eğitim anlayışlarının insanlarımızı getirdiği yer ortada. "Eğitimden Şikâyet Ediyorsunuz ama Üniversite Sınavlarında Birinciler Hep Türkiye'den Çıkıyor" diyen bürokratlar mı ararsınız, "Ben Cahil Kesimin Ferasetine İnanırım, Her Türlü Melanet Üniversitelerden Kaynaklanıyor" diyen dekanlar mı; ne ararsanız mebzul miktarda! Hayır, öyle şeyler demediler diyen beri gelsin! Arkadaşların bir de, neredeyse hepsine sahip oldukları ulusal televizyonlarda vurup kaçma ve muhataplarıyla asla karşılıklı tartış(a)mama gibi bir huyları var; ne kadar adil değil mi ? Şahsen, mutlak iktidarını sürdüren zatın 16 yıldır televizyonlarda herhangi bir muhalifinin karşısına çık(a)mamasına şaşırmıyorum da, necip milletimizin bunun nedenini sorgulamamasını anlamıyorum ! Bunun yanıtı "Dünya Liderimiz Onları Muhatap Almıyor" olabilir mi? Az buçuk demokrasiyle idare edilen ülkelerde toplumlar bu duruma tepki verir ve doğal olarak o yanıtın sahibini sandıkta bırakıverirler.

16 yıl sonunda geldiğimiz noktada el alem Mars'ta koloniler kurmaya hazırlanırken, sevgili müftümüz martılar gibi kayalardan denize atlamamızı, bayanlarımızın (!) birbirlerinin vücutlarına bakarak zinhar yüzmemelerini fetvalıyor! Lâkin çocuk tacizleri, kadına şiddet, beytülmala musallat olan hırsızlar konusunda tek kelam etmiyor, bunlar günahtan sayılmıyor!

 

"Bilinçli Olarak Eğitimsiz Bırakılıp Yoksullaştırılan Kitleler Önce Kendi Ahlaki Değerlerini Yerler" demiş bir bilge; ne kadar doğru.

Muhalefetin tepesinde başa gelmek ister gibi görünen CHP ne değinmeden olur mu? İktidara karşı bütün benzemezlerle birleşirken, kendi içinde ittifak (!) sağlayamamak, dünya üstünde kimseye nasip olmayan az buz bir başarı (!) değildir! Güler misin, ağlar mısın dedikleri bu olsa gerek.

Bu arada, öfkeli Dahiliye Nazırı'nın ağzından çıkan akıl almaz söylemlere, onu oraya atayandan da itiraz gelmediğine göre, demokrasi treninden inilmesi gereken durağa varıldığı anlaşılıyor.

Bizim durumumuza gelince:

Yıllardır içinde bulunduğumuz kavurucu demokrasi kuraklığında esen "İnce" meltemle bir nebze serinlemeye çalıştık; gelip geçse de teşekkür ederiz.

Şimdi tüm bu ahval ve şerait içinde, meşhur şarkıdaki gibi 'kimseye şikâyet etmeden halimize ağlayarak', "Yaşasın Yine Onlar Kazandı!" diye tezahürat yapan fukara halkımıza biz de katılalım mı; ne dersiniz?

YORUM EKLE