Mültecilerden Korkmayın!

Suriye'de savaşın yedinci yılındayız ve 2011'den bu yana sosyal medyada, dolmuşlarda, çay bahçelerinde aynı şeyleri duyuyoruz. Mültecilerin ülkemizde yaşamalarından rahatsız bir gurup var. Bu,  ırkçılık aynı zamanda. Zonguldak'ta da benzer söylemler duymak rahatsız edici. Geçenlerde gittiğim bir mahallede Suriyeli bir aileye komşusunun yaptığı kötü muameleye tanık oldum. Bu ırkçılığı, ırkçılığın ve milliyetinden dolayı insan aşağılamanın suç sayıldığı bir ülkede yapsaydı, belki de bir kaç günlüğüne hapisteydi. Buradan bir kaç söyleyeceğim var. 

Mültecileri rahat bırakın. Suç işleyenler sadece mülteciler değil, bizim kendi vatandaşımız da suç işliyor. Hem de en adi suçları işleyebiliyoruz. Hayvana tecavüz, çocuklara istismar, kadına şiddet gibi. Yani suç işleme potansiyelinin milliyeti, dini, cinsiyeti yok. 

Her şeyden önce Suriyelilerin neden ülkemizde olduğunu bilmemiz gerekiyor. Ülkemizdeler çünkü onlar savaştan kaçıyorlar. Mülteciler.

"Uluslararası hukukta "mülteci" kavramı, vatandaşı olduğu ülke dışında olan ve "ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu" için vatandaşı olduğu ülkeye dönemeyen veya dönmek istemeyen kişileri ifade etmektedir." (bkz:http://m.bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar) 

Ülkemizde birçok bağımsız örgüt, Suriyelileri mülteci olarak tanımlamakta. Bu insanların neden ülkelerinden kaçıp Türkiye'ye sığındığının sebepleri de aşikar. Televizyon seyredip gazete okuyan herkes Suriye'de neler olduğunu görüyor. Ülkelerindeki devletin ve siyasi gurupların teröründen kaçtıkları için bugün bizimle beraber ülkemizdeler. Geri dönecek istikrarlı bir ülke yok. Can güvenliği yok. Hem devlet hem terör örgütleri sivilleri hedef almakta. Sığınacak bir mercii yok. Ülkenin birçok noktası yerle bir. Binalar toz duman. Ülke, uluslararası literatürdeki "failing state" terimine birebir uymakta. Meşruluğunu yitirmiş bir yönetimin düşmekte olan ülkesi. 

Bizde ve Avrupa'da cahil, ırkçı bir topluluk, Suriyeliler gitsin demekte. Orada olanları görüp de hala Suriye'de yaşamaya devam etmelerini istemek, orada yaşananları bildiğimiz halde, silahsız insanlara ülkelerini savunmalarını, Türkiye'ye gelmemelerini söylemek, akıl ve mantık dışı. Buna rağmen çevremizde hala mülteci düşmanlığını görüyoruz. Sivil insanlardan, Suriye'de kalıp ülkelerini savunmaları bekleniyor... Bu söylemle aynı zamanda mülteciler, vatanlarını korumamakla da suçlanmış oluyorlar. Kaypak yaftası yapıştırılıyor.

Bu durum Avrupa'da da böyle, bizde de.  Bir mülteci düşmanlığıdır almış başını gidiyor. İnsanlar, kendi hayat şartlarının kalitesizliğini mültecilerin ülkemizde olmasına bağlıyor. Hâlbuki kendi hayatlarımızı iyileştiremememiz, bizim problemimiz. Yabancıların değil. 

Kitap ve gazete okuma oranımız Suriyeli kardeşlerimiz yüzünden düşük değil. Ezeli beridir böyleyiz. Manavda kilosu 25 TL olan kirazın suçlusu da mülteciler değil. Bizim insanımız. Kadına şiddetin çocuğa istismarın da sebebi onlar değil. Suç, her ülkede her milletçe işleniyor. Burada kıstas verilen ceza olmalı; onun da sorumlusu Suriyeliler değil. 

Mültecileri rahat bırakıp, kendi hayatlarımızı kendimiz iyileştirmeye çalışmalıyız. Daha çok okuyarak, eğitime devam ederek, diploma sahibi olarak, vicdanlı insaflı bireyler olarak, bizler değişmeliyiz.

YORUM EKLE