Sezai Çanakçı'dan gençlere ve işadamlarına hayat dersleri

Kariyer ve Başarıya giden yolda tecrübelerini anlattı...

Sezai Çanakçı'dan gençlere ve işadamlarına hayat dersleri

Zonguldak Valiliği ile Bülent Ecevit Üniversitesi'nin (BEÜ) ortaklaşa düzenlediği "Kariyer ve Başarıya Giden Yol" söyleşisine, Çanakcılar Yapı Malzemeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Çanakcı konuşmacı olarak katıldı. Söyleşiyi; Zonguldak Valisi Ahmet Çınar, BEÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Çufalı, İl Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı, Orman Bölge Müdürü Ahmet Sırrı Beşel, daire müdürleri, akademisyenler, gazeteciler, vatandaşlar ve çok sayıda üniversite öğrencisi izledi.

Aile şirketi olan ve Türkiye'nin ve dünyanın sayılı markaları arasında giren Çanakcılar Seramik'in ve kendisinin başarı öyküsünü öğrencilerle paylaşan Sezai Çanakcı, hayatında yaşadığı zorlukları ve bunları nasıl aştığını anlattı.

 Çanakcı, "Öncelikle bu toplantıyı organize eden Zonguldak Valimize, Rektör Hocamıza ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Ben 1962 yılında Zonguldak'ın Gökçebey ilçesinde doğrum, ilk ve ortaöğretimimi de orada tamamladım. Lise öğrenimimi Ereğli ilçesinde okudum. Çok küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başladık. Malum, o zamanlar Türkiye'nin yokluk yılları. Zor şartların olduğu yıllardı, bunu eski Türk filmlerini izlerken görebilirsiniz. Benim o dönemde en çok etkisi altında kaldığım olay şuydu: Köyde beni köpek ısırdı, kuduz aşısı olmalıyız. Devrek'e gitmemiz gerekiyor, oraya zorluklarla gittik. Orada ‘aşı yok' dediler, oradan rahmetli Veysel Atasoy'un dayısına ait olan bir araçla Zonguldak'a geldik. Zonguldak'ta 21 gün boyunca aşı olduk. Bu benim ilk Zonguldak'a gelişimdi. Zonguldak'a ilk geldiğimde lavuarı gördüm, siyah dumanları, yağan kurumları gördüm. Akşamüstü her yerde kurum yağıyor. Akşam herkes bahçesindeki, balkonundaki çamaşırları toplamak için koşuşuyor. Bu benim çok dikkatimi çekmişti. Kurumun hafif olması lazım, ama bu bayağı kömür tozu. Ben onları elimle topladım ve sobaya attım, baktım yanıyor. Gökten bildiğiniz kömür yağıyor. Sonrasında Gökçebey'e döndük. 1970'li yıllardan bahsediyorum. Dedem, bugün bu konumda olmamızın en büyük mimarlarından birisidir. Onun etkisi çoktur. Sonrasında babam Mithat Çanakcı ve amcam Mehmet Çanakcı'nın etkisi çoktur. Biz tabi o dönemde ekmek fırını işletiyoruz. Bir taraftan da mozaikten tuvalet taşı ve büz yapıyoruz. O dönemde tabi seramik yok, beton ve mozaikten yapılan tuvalet taşları var. İş çok, dolayısıyla aile bireyleri içerisinde kim kaparsa çalıştırıyor. Kaçabilirsek, oyun oynamaya kaçıyoruz. Ama kaçamıyorsunuz, çalıştırıyorlar. 1970 yılında Gökçebey'e Garanti Bankası ve Ziraat Bankası açıldı. O esnada da Gökçebey'e TTK'dan işçiler geliyor ve çok büyük bir hareketlilik oluyor. O zaman günde 2 bin 500 ekmek satıyoruz. Bugün bile ciddi bir rakam. Bir Cuma günü, işçilerin ay sonuna denk geldi. Ayakkabı boyuyorum. Dedem sabah evden çıkarken ‘Bugün kaç para kazanacaksın?' dedi, ben ‘50 lira filan toplarım' dedim. Dedem bana ‘100 lira topla, sana 100 lira da ben vereceğim' dedi. Ben de o hevesle başladım ayakkabı boyamaya. Akşam 120 bin liraya yakın para toplamıştım. Dedem bunu 250 liraya tamamladı. Bununla gidip Garanti Bankası'na hesap açtım, yatırdım. Bozuklukları da bütün paraya dönüştürdüm. Annemin parası kaybolmuş, ‘Parayı sen mi aldın?" dedi. Tabi cebimden 250 lira çıkınca, kadın inanmadı. Azar işittik. Dedem geldi, anneme durumu anlattı. Yediğimiz azarın da başka yaramazlıklardan düşmesine karar verdik" dedi.

"ROL MODEL OLARAK DEDEMİ ALDIM"

Çanakcılar Seramik'in ilk kurucusunun dedesi olduğunu ve rol model olarak onu aldığını belirten Sezai Çanakcı, "Rahmetli dedemin bizim büyümemizde ve gelişmemiz de çok büyük emeği var. Ben onu rol model olarak aldığımı düşünüyorum. Dedem, ilkokul 3'üncü sınıfa kadar okuyabilmiş. Ancak zamanın çok ilerisini düşünebilen birisiydi. 1942 yılında tuğla fabrikası kurmaya çalışmış. Birçok yerde çalışmış, ÇATES'de çalışmış, sonra da kendi işini kurmuş. Tabi o dönem Türkiye'nin yokluk günleri. O dönemde bir de kamyonumuz vardı, kaza nedeniyle sıkıntılı günlere girdik. Bizim kendimizi kurtarma, para kazanma hevesi o dönemlerde içimizde vardı. Dedem de bizi teşvik ediyordu. Nihayetinde 1972 yılında betondan imal edilen tuvalet taşları, polyesterden imal edilmeye başlandı. Büyük miktarda karlar arttı, müthiş de bir satış var. O dönemde Türkiye'de 2 tane seramik fabrikası vardı. Birisi Eczacıbaşı, şu andaki ismi ile Vitra, diğeri ise Yarımca Seramik, bu Sümerbank'ın olan o kapandı. Gelişen Türkiye, genç Türkiye çok mal talebi var, ama arz yok. Ben de bu arada sanat okuluna başladım. Elektrik dersleri görüyorum. Tabi bu sırada da fabrikada çalışmaya devam ediyorum. İşçi olarak değil de artık teknisyen olarak çalışıyorum. Elektriği de öğrenince bizim fabrikaya baktım. Ne doğru dürüst bir topraklaması, ne de sigortaları var. Yani bir tabir vardır ‘Faz nötr al götür' aynı o şekilde olmuş. İlk olarak fabrikanın elektrik tesisatını düzelttim" ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE'DE MESLEK LİSESİ MEZUNLARI İLE MÜHENDİSLER ARASINDA KÖPRÜ VAZİFESİ YAPACAK BİR SİSTEM YOK"

Fabrikadaki ilk büyük başarısının enerji tasarrufu olduğunu belirten ve dedesinin de güvenini bu şekilde sağladığını ifade eden Çanakcı, "Fabrikada yaptığım ilk büyük işimden bahsedeyim. Fabrikaya bir reaktif güç paneli kurarak elektrik ödemelerinin düşürülmesini amaçladım. Bunun 100 lirada 20 lira tasarruf sağlayacağını dedeme anlattığımda ilk etapta aklına yatmadı. Araştırmaya başladık ve neticede bunu bir yıl sonra yaptırdık. Ciddi bir tasarruf sağlanınca dedem bana, ‘Oğlum, ben senin önerilerine inanıyorum. Plastik sifon yapalım' dedi. O tarihlerde de tuvalet taşı sifonu piyasada yeteri kadar yok. Amcam ve babam işleri yürütüyor. İşin piri olan onlar. Biz dedemle İstanbul'a gittik, araştırmaya başladık. Etiler'de bir fabrika ile görüştük. Ama bizim sermayemizin çok üzerinde bir işti. 10 bin lira sermaye istiyor, ama bizde 2 bin lira sermaye var. İstanbul'dan iş çıkmayınca polyesterden banyo küveti imal etmeye başladık, ben aynı zamanda ustalığını yapmayı öğrendim ve kendimiz yapmaya başladık. Ereğli Demir Çelik Fabrikaları hayatımda büyük önem taşıyor. Oradan çok şey öğrendim. Sanat okulunda mekanik, elektrik alanında çok önemli dersler geliyorduk. Ülkemizin en önemli problemlerinden bir tanesi, meslek lisesi mezunları ile mühendisler arasında köprü vazifesi yapacak bir sistemin olmaması olarak görüyorum. Almanya'da örneğin bu sistem çok güzel şekilde oturmuş. Başarılarının sırrı da bu olmuş, inşallah bizde de olur" şeklinde konuştu.

"AKSİLİKLER ÜST ÜSTE GELDİ"

Aile olarak zor dönemler yaşadıklarını, ancak birlik ve beraberlik içerisinde bunları nasıl aştıklarını anlatan Çanakcı, "Tabi bu arada bir Almanya sevdamız oldu. Almanya'ya gitmek istiyorum, orada dil enstitüsüne gideceğim. Almancadan sınava girdim, 92 puan aldım. Fakat gidemedik. 1980 yılında dedemler seramik fabrikası kurmaya karar verdiler. İstanbul'dan bütün makinalar ve aletler alındı ve yapıldı. Tam o esnada 12 Eylül oldu. Ekonomik kriz çıktı. Ama fabrikanın yüzde 85'i tamamlanmıştı. Fabrikayı yapan firma kayış attı, geri kalan yüzde 15'lik bölümü yapmıyor. Ekonomik göstergeler sıfıra doğru gidiyor. Herkesin morali bozuk... ‘Biz bu işi yapalım, yapılmayacak bir tarafı da kalmadı' dedik. Amcam ile beraber uğraşmaya başladık. Bütün şansızlıklar üst üste geldi. Uçak düşerken 20 tane, 40 tane olay arka arkaya gelir, bir tanesi olmasa kaza olmayacak. Aynen bu şekilde oluyor. Ne kadar olumsuzluk varsa arka arkaya sıralandı. 12 Eylül olayları, elektrik kesintileri, ithalata kısıtlama getirilmesi… Büyük sıkıntılar yaşandı. Kolaylıkla aşılacak şeyler değil, bugünkü telekomünikasyon sistemi de yok. Dünyanın öbür ucuna sosyal medyadan kısa sürede hatta anında ulaşabiliyorsunuz. O dönemde acil arama yaparak bir yere ulaşmak istiyorsunuz, 3,5- 4 saat bekliyorsunuz. Geldiğimiz noktayı anlatmak için bundan bahsediyorum" dedi.

"ÜRÜNLER BOZUK ÇIKIYORDU"

Fabrikayı faaliyete geçirmeyi başardıklarını, ancak ürünleri sağlam almakta sıkıntı yaşadıklarını belirten Çanakcı "Fabrikayı derledik-toparladık, başka teknisyenlerden yardım alarak belli bir yere kadar bitirdik, fakat fırından malzemeler çatlak çıkıyor. Babam inançlı adamdır, kurban kestiriyor, okutuyor… Düzeltemedik. 100 tane tuvalet taşından 85 tanesi çatlak çıkıyor. Amcam ile beraber İstanbul Porselen'e gittik, formüller aldık, ‘ne yapalım, ne edelim?' diye düşünüyoruz. O esnada da ben Beşiktaş'ta Güzel Sanatlar Derneği'nin seramik bölümü var. Onun kitaplarını okuyorum, ‘seramik nedir, ne değildir?' bunu öğrenmeye çalışıyorum. Tabi sanat okulu mezunu olduğumdan kimya bilgim de var. Aldık kitapları otobüste okudum. Kitapların içerisinde seramiğin çatlamasına neden olan bir maddeden bahsediyor. Geçiş esnasında boyutsal bir geçiş oluyor, eğer yumuşak geçmezseniz, çatlamaya neden oluyor. Bu maddenin çatlağa neden olup-olmayacağını sorduk ve incelemeye götürdük. ‘Olabilir' dediler. MTA'nın X-Ray cihazına koyduk. Baktırdık ve bulduk. Çatlamaya sebep oluyor. Ankara'dayız. Saat öğlenden sonra 15.00 filan. Ben gece saat 23.00'da olan otobüsü bekleyemedim. İstanbul otobüsüyle Eskiçağa geldik, oradan da bir kamyona atladık ve Gökçebey'e geldik. Gerekli işlemleri yapıp döküme verdik. Daha sonra ürünler fırından sağlam çıkmaya başladı. Bu işlemler 11-12 gün sürdü" diye konuştu.

"YENGEM VE ANNEM FABRİKADA İŞÇİ OLARAK ÇALIŞTI"

Aile ve birlikteliğin önemli olduğuna da değinen Çanakcı, "Yengem ve annem de fabrikaya geliyorlar. İşçi olmadığında onlar da işçi olarak çalışıyorlar. Bunlar birlikte çalışmanın getirmiş olduğu bir takım nimetlerdir. Asla birlikten ayrılmamak gerekiyor. Seramikle ilgili ne kadar kitap varsa bunların hepsini okuyorum. Sayıyı düşürerek, 82 taşı fırına verdik ve 75 tanesini sağlam almaya başladık. Bu sefer de seramiğin üzerindeki beyazlık bizim istediğimiz gibi değil. Araştırdık, baktık, ama bulamadık. ‘Eczacıbaşı Seramik bunu nasıl yapıyorsa bunu öğreneceğiz' dedik. Ya birisini transfer edeceğiz, ya da bir miktar daha araştırma yapıp bulacağız. Zonguldaklı bir hemşehrimiz vardı, sağ olsun, formülleri aldık ve uyguladık. Ürünlerimizi yüzde 85 oranında sağlıklı olarak istediğimiz gibi çıkartmaya başladık. İşe girdiğimizde çok borcumuz vardı. Bankaya 5 milyon civarında borcumuz vardı. İşler de iyi olunca 2 ay gibi bir sürede borcumuzu kapattık" açıklamasında bulundu.

"HEP ARAŞTIRDIK, ‘ARAŞTIRMAK' DEMEK ‘MÜHENDİSLİK' DEMEKTİR"

Ülkede yaşanan olumsuz gelişmelerin de işlerine sekte vurduğuna dikkat çeken Çanakcı, "İşleri tam yoluna koymuştuk. Ama dedim ya bütün şanssızlıklar üst üste geliyor. Bu sefer de günde 4 saatlik elektrik kesintileri başladı. Sabah 10.00 ile 12.00 arasında ve öğleden sonra 14.00 ile 16.00 arasında elektrik kesintileri başladı. Bu kadar ters ve yanlış bir şey olmaz. Fırının derecesi 1280 derece, 2 saatlik kesintide 280 derece düşüyor. 2 saat çalıştırarak, 280 derece ısıyı geri alıyoruz, bu sefer yine kesinti oluyor ve derece yine düşüyor. Her şey yine alt üst oldu. Bir arsamız vardı, onu sattık ve kolla çevirmeli bir jeneratör aldık. Jeneratör çalışıyor, ancak makinalar devreye girince devri düşüyor eve elektrik alamıyoruz. Servis geldi, yetkililer geldi, sorunu çözemedik. Jeneratörün kasnağını yeniden döktürdük ve bu sorunu da çözdük. Bir süre sonra fark ettik ki kasnak farklı. Meğer öğrendik ki, bizim jeneratör, calaskalla kaldırıldığı esnada düşmüş ve kasnak zarar görmüş. Çalışanlar da patrona söylemeden kasnağı başka bir kasnakla değiştirmişler. O jeneratör de bize denk gelmiş. Yani bu kadar ufak bir nüansın neler yaptığını düşünebiliyor musunuz? Jeneratörü düzelttik, ama problemler bitmiyor. Bu sefer de yakıta çok büyük bir zam geldi. Akaryakıt bir anda 7,5 liradan önce 38 liraya, sonra ise 56 liraya çıktı. Tarihin en büyük zammı buydu. Biz günde bin 200 litre civarında yakıt harcıyoruz. 350 bin lira olan rakam, çıktı 3,5 milyon liraya. Biz ‘bunun yerine başka ne yakabiliriz? diye araştırmaya başladık. Kağıt yapımında kullanılan bir madde bulduk, üzerinde ‘çok nitelikli ve yanıcı' diye yazıyor üzerinde. ‘Biz bunu alabilir miyiz' dedik. ‘Alabilirsiniz' dediler. Uygun da bir fiyat söylediler. Onu aldık. Akaryakıt 60 liraya yaklaşmışken, biz 8 liraya o yakıtı alıyorduk. Korkunç bir tasarruf elde ettik. Fark ettik ki, bir işe girerken, bir şeyler yaparken, o teknolojinin kullanılıp-kullanılmadığını detaylı olarak araştırmak gerekiyor. Araştırmaya başladık. Araştırmak demek mühendislik demektir. Temelde de matematik demektir. Bunları yaparken elektrik mühendisi, kimya mühendisini Gökçebey'de yaşamaya ikna etmek de zor. Artık her şeyi kendimiz öğrenmeye başladık. Tahmin ediyorum, şu ana kadar 200'ün üzerinde fabrikayı gezmişimdir. Zamanımızın büyük bir bölümünü enerji ile ilgili araştırma ve incelemelere ayırdık. Bu arada 2 tane sel felaketine uğradık, fabrikayı taşıdık. Taşıdığımız yerde de su baskınları oldu. Kurduğumuz fabrikanın ısıtma ve havalandırma işini yapmak için teklifler aldık. 8 milyona da teklif var, 18 milyona da teklif var, 60 milyona da teklif var. Bize yolu gösterecek kimse ile tanışmadık ve çalışmadık. İş yine başa düştü. Isıtmayı kömürle çözdük. Burada yapılan her işin bir mühendise danışılması gerektiğini aksi takdirde çıkacak olumsuzlukları gördük. Bir ayda yapacağımız işi 2,5 ayda yaptık, ama işi de öğrendik" ifadelerini kullandı.

 "1988-89 yılında akaryakıta cumhuriyet tarihinin en büyük zammı geldi" diyen Çanakcı, "Zam oranı yüzde 586'ydı. Yani bugün mazot 5 lira ise 30 lira oldu. Bu bizim için çok ciddi bir para demek. Bu sefer yakıt olarak LPG kullanmaya başladık. Türkiye'nin ilk arabalı fırınını yaptık, 85 metrelik. Eczacıbaşı'ndan emekli olan bir mühendis arkadaşın desteği ile beraber bunu gerçekleştirdik. 2000 yılında robot kullanmaya başladık. Bundan sonra da artık tamamen mekanizasyon sistemine geçmeye başladık. Kısaca Çanakcılar'ın hikayesi bu" şeklinde konuştu.

"HERKES KENDİ İŞİNİ KURMAYI DÜŞÜNMELİ"

Herkesin kendi işini kurma hayalinin olması gerektiğini ve bunun için de çalışması gerektiğini ifade eden Çanakcı, "Son dönemde fabrikamıza 23 milyon dolar civarında bir yatırım yaptık. Bu yatırımların yaklaşık 16 milyon dolar civarındaki kısmı yurt dışından geldi. Sadece bazı makinaları Türkiye'de yapıldı. Ben genç arkadaşlarımıza yazılım olayının çok önemli olduğunu ifade etmek istiyorum. Yazılım olmayınca aldığınız bilgisayar fiyatı ne olursa olsun çalışmıyor. Bizim artık yüksek teknolojideki yerimizi almamız gerekiyor. Bunu her yerde söylüyorum. Özellikle gençlerimize söylüyorum. Kimse devlet işinde çalışacağım diye düşünmesin. Herkes kendi işini kurmayı hedeflesin. Herkes tabi ki kendi işini kuramaz. Ama 10 kişiden bir tanesi kendi işini kursa ülkemiz için büyük bir kazanım olur" dedi.

"BİZ BU İŞE BAŞLARKEN BU HALİMİZLE BAŞLAMADIK"

Türkiye'de en büyük eksikliklerden birisinin de yazılım olduğuna ve yazılım mühendislerine ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Çanakcı, "Biz bu işe başlarken bu halimizle başlamadık. Biz yılda 1 milyon 600 bin adet tuvalet taşı üretiyoruz. 7 yan kurulumda da üretim yapıyoruz. Biz bu işe yılda sadece 18 bin adet üretimle başlamıştık. İlk başladığımızda bu sayı 3 bin 800 adetti. Oralardan bu konuma geldik. Yazılım mühendislerinin çok iyi gelişmesi gerekiyor. Bizi ileriye götürecek olan, ülkemizi kurtaracak olan ve teknolojiyi, kalkındıracak olanların başında yazılım mühendisleri geliyor. En son bir yazılım programı aldık. Buna 1,5 milyon dolar para verdik. Yazık, günah, ama ihtiyacımız var ve Türkiye'de yok. Aldığımız firma 17 seramik fabrikasına yazılım vermiş olan bir firma. Bir yerlerden başlamak gerekiyor" dedi.

"BİRLİKTELİK VE AİLE, EN ÖNEMLİ ŞEY"

"Biz 3'üncü kuşağız. Kurumlaşmak, kurumsallaşmak çok zor… Bir şirketi idare etmek, insanları bir arada tutmak çok zor" diyen Çanakcı, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Bu biraz aileden kaynaklanan bir şey. O kişilerin geçmiş olduğu yollar ve dönemler çok önemli. Bizim bence en büyük şansımız iflasın eşiğine gelmemiz ve zor günleri görmemizdir. Zor günlerde birlikte olmak zorundasınız ve bu birliktelik size güç getiriyor. Birlikte olmanın getirdiği güç, birlikte olmanın getirdiği problemlerden daha fazladır. Bir aile anayasası olması lazım. Biz de son zamanlarda bunu yapmaya çalışıyoruz. Eğer aile anayasasına göre aile bireylerini 7-8 yaşlarındayken eğitmek gerekiyor. Dedem, annem ve babam bizi küçük yaşta eğitmiş, bugün bunu daha iyi anlayabiliyorum. Çocuk, aynı bahçe, verimli bir toprak gibidir. Buraya ne ekerseniz onu bulursunuz. Buraya sevgi, merhamet, vicdan ekerseniz onu bulursunuz. Eğer çocuğunuzu başıboş bırakırsanız umduğunuzu bulamazsınız. Çocuğu belki ezmek gibi olacak ama olanakları da çok fazla kullandırmamak lazım. Ben şuna inanıyorum. Ortak iş yapanların ayda bir kez de olsa bir araya gelmeleri, yemek yemeleri, oturup kalkmaları lazım. Bir araya geldiğiniz zaman durum biraz farklı olur. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Gözden çok uzak olmak gerekiyor. Şirket ile ilgili harcamalarda da maaş sistemine geçmek gerekiyor. Bu çok önemli bir olay. Gençlere stajlarını çalışarak yapmalarını ve alanlarında en iyi olmaları için çaba sarf etmelerini tavsiye ediyorum. Eğer bunu yaparlarsa başarılı olacaklardır."

Güncelleme Tarihi: 16 Mayıs 2018, 12:10
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER