Gerçek Bir Üniversite ve Zonguldak

Dün ünlü deprem bilimci Prof.Dr. Övgün Ahmet Ercan Dünya Mühendisler Günü kapsamında üniversitemizin konuğuydu. Basından arkadaşlarımız konferansa yoğun ilgi gösterdiler. Ancak haber yetiştirme telaşı içerisinde yoğun tempoları nedeniyle konferansın tamamını izleyemediler. Böyle olunca haber manşetlerinde hocanın Marmara’da beklenmekte olan depremlerle ilgili söyledikleri manşetlere taşındı. Oysa hoca Zonguldak üzerine de çok önemli tespitlerde bulunmuştu.

Neyse onları da yarı haberci olarak sizlere ben aktarayım. Öncelikle Ahmet hocamızın üniversitemiz hakkında düşüncelerinden başlayalım: “Konuk eviniz çok güzel ve konforlu, Karadeniz manzarası harika. Gece pencereden dışarıya baktığımda spor yapan futbol, basketbol, voleybol, teniz oynayan öğrenciler gördüm. Etüt salonları, kantinler cıvıl cıvıldı. Burası 24 saat yaşayan bir kampüs. Binalarınız ve çevre düzenlemeleriniz gayet güzel. Burada öğrenci olmak çok büyük şans… Burası akademik çalışma yapmak için de çok ideal. 1970’lerde burada ders vermiştim. Ancak bu gelişimde üniversiteyi çok gelişmiş buldum. Açıkçası gerçek bir üniversite ortamıyla karşılaştım ve çok mutlu oldum” dedi.

Gelelim Zonguldak ile ilgili söylediklerine… Öncelikle hoca Zonguldak’ın deprem bakımından Türkiye’nin en güvenli yerlerinden biri olduğunu söyledi. Ancak jeolojik yapısı ve nedeniyle heyelanlara dikkat çekti. Şehirle ilgili söylediklerine gelecek olursak “Akşam eşimle birlikte şehirde gezme imkanı buldum. Şehir merkezi gürültülü ve hava kirliliği söz konusu... Zonguldak denizi ve yeşiliyle çok güzel bir kent… Ancak şehirleşme için aynı şeyi söyleyemem; çarpık ve estetikten yoksun bir kentleşme var. Yemek kültürünüz kebap ve pide üzerine kurulu; hizmet kalitesi de düşük”.

Evet değerli dostlar, sevgili hocamız Zonguldak’ı bir günde çok güzel çözüvermiş. İşte hocamızın saydığı nedenlerle bu şehir nüfuz kaybediyor; emekli olanlar gidiyor, çalışanlar tayin aldırmak istiyor, üniversite öğrencileri öncelikle başka şehirleri tercih ediyor. Eğer şehrimizin bu kötüye gidişini durdurmak istiyorsak hepimiz küçük çıkarların peşinde koşmayı bırakıp daha büyük hedefler için el birliği içinde olmalıyız. Önümüzdeki yerel seçimler bunun için belki de son şansımız olabilir. Unutmayalım ki batan gemiyi önce fareler terk eder ama batan bir şehirden ilk önce en iyiler gider.

YORUM EKLE